Demek ki İslâm pratiğe geçirilmeyen teorik bilgiyi, eyleme dökülmeyen söylemi, özümüz olmayan sözümüzü vesile-i necat ve kurtuluş sebebi göstermeyerek ilmin amele yansımasını yani söylemde kalmayıp amelimiz olmasını istemektedir.
İnsan ilmiyle amel etmediği, öğrendiklerini teorikten pratiğe, söylemden eyleme geçirmediği sürece öğrendiği ilim asla kendisine fayda vermez ve veremez.
Amele dönüşmeyen ilmin, eyleme dönüşmeyen söylemin, pratiğe geçirilmeyen teorik bilgilerin insana faydası olmadığı gibi böyle malumat ve malumatfuruşluk nevinden ilim çok çetin bir akıbetle burun buruna gelmeye, yüz yüze ve karşı karşıya kalmaya dahi neden olur.
Ey insan! Unutma ki helâk olanlar ahirette: “Şayet (vahye-ilme) kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık.” (Mülk Sûresi, 67/10) diyen kimselerdir.