Bir yetimhane penceresinde sarışın bir çocuk ellerine bakıyor. Parmaklarının arasında küçük yıldız cesetleri.
Hançer zaten batmış
Küçüktüm! Gece vakti arabayla getirdiler beni Kapı önünde durduk Hava buz gibiydi Kapıda bekleyenler vardı uzattılar ellerini Başımı kaldırıp baktım Tabelada Yetimhane yazıyordu!!! Evet hem yetim hem öksüzdüm Bunu yüzüme vurmak için mi Yoksa ciğerime girmiş hançeri çevirip Daha da acıyla öleyim diye mi yazmıştınız kapıya o ismi…. Selim….
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Erken dönem Medine yapısında modern anlamda bir "sosyal devlet", kurumsallaşmış bir "emeklilik sistemi" ya da "yetimhane bürokrasisi" yoktu. Devletin bütçesi (beytülmal) savaştan savaşa ganimetlerle doluyor, vergi sistemi ise tam oturtulamıyordu. Böyle bir tabloda, Uhud gibi büyük yıkımların ardından ortada kalan dulların ve yetimlerin bakımını devlete mali bir yük haline getirmeden çözmenin en pratik yolu, bu yükü kamusal bir manevi görev olarak tabana yaymaktı. Teolojik anlatı, bu ağır ekonomik ve sosyal sorumluluğu "ilahi bir ödül ve ruhsat" paketiyle sunarak, erkeklerin bu yükü gönüllü olarak sırtlamasını sağlayan muazzam bir rıza üretme mekanizması işlevi gördü. Peygamberin kendi evinde yaşadığı o sert çatışmalar, aslında sadece ev içi geçimsizlik ya da kıskançlık hikayeleri değildi. Oradaki asıl mesele, kadınların şahsında kabilelerin haremde çarpışmasıydı. Hz. Âişe, devletin birinci kurmayı ve müstakbel halifesi Ebû Bekir’in kızıydı. Hz. Hafsa, ikinci güçlü figür olan Ömer’in kızıydı. Ümmü Habîbe, Mekke burjuvazisinin ve Emevi soyunun lideri Ebû Süfyan’ın kızıydı. Safiyye, Hayber Yahudilerinin aristokratik liderinin kızıydı. Dolayısıyla o haremdeki her tartışma, her klikleşme (örneğin Âişe-Hafsa ittifakı) doğrudan doğruya devletin en tepesindeki siyasi dengeleri sarsabilecek potansiyele sahipti. Peygamber, bu kadınların sadece eş değil, arkalarında devasa kabile güçleri taşıyan birer diplomatik aktör olduğunu bizzat yaşayarak gördü. Evdeki kadınların ekonomik taleplerle (Tahyeer olayı) grev noktasına gelmesi, merkezi otoriteye karşı kabile bağlarının nasıl bir baskı unsuruna dönüşebileceğinin en net kanıtıydı. Çok eşliliğe getirilen dört sınırının siyasi kontrol mekanizması da tam olarak burada devreye giriyor. İslam öncesi dönemde bir kabile reisi, gücünü ve
1000Kitap
Bazı kız çocukları kendi evlerinin yetimhanesinde büyürler.
Kısa bir değerlendirme?
Güneş, kudüsü terk edeli çok oluyordu. Gece, Schneller yetimhanesinin eskimiş sarı duvarlarını delip geçmişti. Koridorlara ve odalara soğuk nefesini üflüyordu. Ama avludaki küçük bir su birikintisine kayıtsızca bakmakta olan Ash, buna aldırmıyordu. Bir köpek basıp geçtikten sonra derindeki çamurlar yüzeye çıkmıştı. Şimdi kirli bir buzun yüzeyini andırıyordu. Üzerindeki minik dalgalar kaybolurken bıkkınca nefesini verdi. Burada her şey ölüyor, diye düşündü. Su bile. Tam o anda aceleyle sandalyeden kalktı. Arkasında gürültüyle devrilen sandalyeyi duymadı bile. Bakışlarını cama dikti. Hayır, cama değil; avluya, o su birikintisine. Suyun üzerinde yeniden dalgacıklar beliriyordu. Önce yavaş... Sonra daha hızlı. Daha güçlü. Ash'in boğazı kurudu. Kendini, son sürat üzerine gelen arabayı son anda fark eden biri gibi hissediyordu. Kendini odaklanmaya zorladı. Mavi ve yeşilin ilginç bir karışımı olan gözlerini kapattı. Uykusuzluktan başı ağrısa da, sonunda duyabiliyordu. Selim'in horuldamasını, kabus gören Alişer'in inlemesini... Gözlerini tekrar açtı. İçinde kırmızı yılanları andıran ince damarlar vardı. Kafasını sağa sola sallarken yere devrilen sandalyeyi almak için eğildi. Birden gelen bir ses onu alnından yakaladı ve arkasındaki duvara çiviledi. Kırbaç şaklaması ve kalın bir telin kopması arasında gidip gelen bir sesti bu. Sol omzu yediği darbeyle uyuşmaya başladı. Nefesi hızlandı, göğsü daralırken kulak zarlarını yırtacak kadar tiz bir ses duymaya devam etti. O ses yine geldi. Bu sefer diş köklerini sarsarak. Kalbine iğne saplanıyormuş gibi hissetti.
Edebiyat
Evsiz martıları besleyen bir yetimhane gönlün’