Bir şizofrenin gözünden...
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
51 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 21:50
Kitabı spoilersız anlatmak zor. Ana karakterimizin annesi doğum yaparken ölüyor, babası da çocukken intihar ediyor. Kahramanımız da amcasının yanına sığınıyor ama sonu yetimhane oluyor. Zamanla aynalarla konuşmaya başlayıp şizofrene bağlıyor. Psikoloji okuyamaya başlıyor. Üniversitede kendisini sağ-sol kavgasının ortasında bulan kahramanımız bir kadına saplantı derecesinde aşık oluyor. Sonra kendisini tımarhanede bulan kahramanımızın başından geçenleri okuyoruz. Yaşadığı dönemi, tımarhanedeki tedavi (!) yöntemlerini okuyoruz. Kitabın sonu beklediğim gibi bitmedi. Kendi düşündüğüm final, bir zamandan sonra yaşadığı her şeyin, konuştuğu kişilerin, üniversitedeki arkadaşlarının, tımarhanedeki arkadaşlarının şizofreniye bağlı görülen hayaller olduğu, hastanede de bir şekilde bunu fark etmesi ve iyileşmesi şeklindeydi. Yazarın anlatım tarzını beğendim, diğer kitaplarını da okuyacağım.
ŞizofrenEmre Timur · Az Kitap · 2018571 okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2026 52. kitabı
Bu kitap, yüzeyde birbirinden farklı çağlarda, farklı coğrafyalarda ve farklı kimliklerde yaşayan insanların hikâyelerini anlatıyor gibi görünse de aslında derinde tek bir büyük meseleyi taşıyor: insanın varoluş yolculuğu. Sokrates’in mahkemesiyle başlayan bu düşünsel yolculuk, Aristippos’un haz ve ölümle hesaplaşmasına; ilkel kabile yaşamındaki Segeman’ın aidiyet sancısına; Japonya’da Hideyoshi’nin güç, hırs ve pişmanlıkla örülü yükselişine; Sarah’ın göç, yurt, aşk ve kimlik arayışına; Fikret’in yetimlikten gelen boşluk hissine ve en sonunda Aleem üzerinden bütün bu yaşamların aynı bilinç zincirinde birleşmesine kadar uzanıyor. Yani kitap, tek bir karakterin başından geçen olayları değil; insanlığın çağlar boyunca değişmeyen iç hikâyesini anlatıyor. Olay örgüsünde ilk büyük durak Antik Yunan. Burada Sokrates’in yargılanması ve ölüme yürüyüşü, kitabın felsefi temelini kuruyor. Sokrates, hakikati savunan, çoğunluğun baskısına boyun eğmeyen, düşünce uğruna ölümü göze alan bir figür olarak veriliyor. Aristippos ise onun çevresinde ama ondan farklı bir çizgide duruyor. O, hayatın haz tarafını, yaşamın tadını, bedensel ve zihinsel zevkleri inkâr etmeyen biri. Ancak yazar Aristippos’u basit bir haz insanı gibi anlatmıyor; tam tersine onu ölüm döşeğinde geçmişine bakan, sevdiklerini, öğrencilerini, pişmanlıklarını ve savunduğu felsefeyi tartan bir insan olarak derinleştiriyor. Bu olayda kitap okura, “Düşünce için ölmek mi daha anlamlıdır, yoksa hayatı tüm yönleriyle yaşamak mı?” sorusunu sorduruyor. Sonra anlatı Segeman’la daha eski, daha ilkel ve daha içgüdüsel bir insanlık hâline geçiyor. Burada kabile yaşamı, doğa, rüyalar, sezgiler ve aidiyet duygusu ön plana çıkıyor. Segeman’ın dünyasında insan henüz felsefi kavramlarla konuşmuyor belki ama yine de aynı şeyleri arıyor:
SunyaNilüfer · İkinci Adam Yayınları · 20251 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 22:07
Kitabı çok ama çok sevdim. Ben zaten bir araya gelmiş kan bağı olmayan bireylerin bir aile olmasını, dostluklarını ve yaşamlarını okumayı çok seviyorum. Büyülü varlıkların olduğu sıcacık bir dünya. Büyülü varlıkların denetlendiği kayıt altına alındığı bir evren. Linus Baker Büyülü Gençlerden Sorunlu İdarî Birimde çalışan bir personel. Sıradan görevlerine devam ederken bir gün üst birimden gizli bir görev gelir. Marsyas adasında bir yetimhaneyi denetlemesi gerekmektedir. Bir adada okyanus kıyısındaki bu yetimhanedeki çocuklar, yetimhane müdürü, adanın koruyucusu ve Linus Baker. Tüm çocukların öyküsü o kadar güzeldi ki okurken hepsiyle Linus gibi gittikçe büyüyen çok güzel bir bağ kurdum. Özellikle Sal beni çok etkiledi onun kendini bulma ve özgüvenini kazanma sürecinde ağladım. Lucy'in kabuslarından uyanıp rahatlayınca ben de onla beraber sevindim. Hepsi çok özel ve güzel çocuklar. Okuması çok keyifli ve akıcıydı gerçekten su gibi aktı gitti. Okurken keşke filmi çekilse dedim. Bu güzel dünyayı izlemek isterdim.
Gök Mavisi Denizdeki EvTJ Klune · İthaki Yayınları · 2023367 okunma
Khaled Hosseini - Bin Muhteşem Güneş
Puan vermedi·430 syf.··
2026 6. kitabı
Meryem, Celil ve Nana'nın kızıdır. Celil zengin ve güçlü bir adamdır. Nana onun hizmetçisiyken ondan hamile kalır. Adamın başka üç meşru karısı ve dokuz çocuğu vardır. Nana, kızına "Haramî" deyip sürekli acımasızca eleştirir ve dışlar ama kızını haftada bir gün gören Celil ona güzel davranır. Nana hamile kalmış ve evden uzaklaştırılmıştır, kendisi için mücadele etmemesi sebebiyle Celil'e kızgındır. Nana daha sonra başkasıyla evlenecek olur ancak yazarın "cin girmesi" diyerek ironize ettiği epilepsi krizleri geçirir. Molla Feyzullah isimli çok sevdiği yaşlı bir Kur'an hocası vardır. Sonrasında darbe olur ve şah devrilir. Bir gün Meryem Celil'in Herat'taki evine gider ve oradakilere onun kızı olduğunu söyler. Celil kapıya çıkmaz, Celil'in şoförü Meryem'e kendisini eve götürmeyi teklif etse de reddeder ve beklemeye devam eder. Geceyi orada geçirir, eve de girmeye çalışır ancak beceremez. Annesi hep oraya giderse aşağılanacağını söylemiş ancak Meryem dinlememiştir, burada gururu kırılır. Döndüğünde ise Nana'nın kendini astığını görür. Sonra alınmadığı eve Celil'in yanına normal bir şekilde alınır ancak tabi ki kızın bütün hayatı alt üst olmuştur. Burada mutsuz bir hayat sürerken üvey anneleri 15 yaşındaki kızın bir talibi olduğunu söylerler. Meryem diretse de nikahını kıyarlar. Kocasının adı Raşit'tir ve uzun, göbekli, sigara içen, pis kokan bir adamdır. Meryem ayrılırken babasına çok sitem eder ve bir daha seni görmek istemiyorum der. İlk başta kıza cinsellik açısından zaman veren Raşit bir hafta sonra aklına geldikçe karnına kramplar giren kıza artık zamanının geldiğini söyler. Raşit dinci bir adamdır ve kadının bir ters bakışının bile problem olduğunu, başı açık kadınların kocalarının adam olmadığını düşünmektedir. Ona giymesi için bir burka verir ve giyince önünü
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
Khaled Hosseini - Uçurtma Avcısı
Puan vermedi·375 syf.··
2026 4. kitabı
Yazarın uzun yıllardır merak ettiğim ancak eksik okumalarımı tamamlama ihtiyacım sebebiyle sıranın ancak geldiği eseriydi. Konusu da kurgusu da bence oldukça başarılıydı. Eserin en sevdiğim özelliği laf kalabalığının olmaması, eserde yer alan her bir cümlenin bir sebeple sarf edilmiş olmasıydı, bu yönüyle biraz Yaşar Kemal, Fakir Baykurt havası verdi. Yer yer gerçekten duygulandırdı. Naçizane tam not verdim. Emir, Afganistan'da zengin bir tüccarın oğludur. Babası oldukça maskulen ve cesur bir adamken çok sevdiği karısının doğururken öldüğü oğlu sümsük bir çocuktur. Ailenin hizmetlisi Hasan'la süt kardeşidir ve aynı yaşlardadır. Hasan Afganistan'da ikincil bir millet olan ve ırkçılığa maruz kalan Hazara kavmine mensuptur. Asef isimli ırkçı çocuk baş düşmanıdır ve bir seferinde Hasan ona yem olmaktan sapanıyla gözünü çıkarmakla tehdit ederek kurtulur. Hasan'ın babası engelli bir adamdır, annesi dillere destan güzellikte bir kadındır ancak çocuk doğar doğmaz onu terk edip gezici bir tiyatro kumpanyasıyla kaçar. Emir ve Hasan'ın arkadaşlıkları dillere destandır. Eser de adını Hasan'ın yarışmalarda kopup düşen uçurtmaların yerini mükemmel tahmin ederek geri getirmesinden almıştır. Mahallenin zorba çocukları uçurtma yarışmasında finale kalan uçurtmayı getirmek için koşan Hasan'ı sıkıştırıp tecavüz eder ve bizim sümsük yardım etmek yerine kenara çekilip izler, üstüne üstlük çocuktan duyduğu mahcubiyetle yaranmak yerine gözüne göründükçe aklına gelmesinden kurtulmak için kendi eşyalarını ve bir miktar parayı sanki Hasan çalmış süsü vererek onun odasına bırakır ve babası ile Hasan'ın evden ayrılıp Hazaracad isimli Hazara yerleşim bölgesine göçmesine sebep olur. Sonrasında savaş çıkar, Rusya Afganistan'ı işgal eder ve babasıyla Emir Amerika'ya kaçar. Babası bu kaçış yolunda
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,3bin okunma
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
Merhaba kitapsever dostlarım. Temposunu düşürmeden ilerleyen, merakı sürekli canlı tutan bir polisiye okudum. Hikâye daha ilk sayfalarda okuyucuyu Büyükada’nın o sakin ama bir o kadar da ürpertici atmosferinin içine çekiyor. Mimar Sinan Üniversitesi’nde okuyan Berkan ve Melike’nin masum bir gezi sırasında yetimhane yakınlarında b*şsız bir c*set bulmasıyla başlayan olay örgüsü, klasik bir c*nayet hikâyesinden çok daha fazlasına dönüşüyor. Başkomiser Nihat ve Komiser Gülcan’ın olayı çözmeye çalışırken yürüttüğü araştırmalar oldukça sürükleyici. Titizlikle yürütülen uzun araştırmalar sonucunda c*sedin, Japon profesör Kento Yori’ye ait olduğu tespit edilince işin rengi tamamen değişiyor. Uluslararası bir boyut kazanan bu c*nayet, sıradan bir adli vaka olmaktan çıkıp bizi Urartu Krallığı’na ait çok değerli bir tarihi eserin ve karanlık tarihi eser kaçakçılığı ağlarının tam ortasına bırakıyor. Kim neden Japon profesörü ö*dürdü. Tam da benim en sevdiğim tür kitap. Neyse Polisiye ile tarihi gizemin iç içe geçtiği bölümler kitabın en güçlü yanlarından biriydi. Karakterlerin sadece olayları çözmek için var olan yüzeysel kişiler gibi yazılmamış olması da hoşuma gitti. Her karakterin kendi duygusu, düşüncesi ve geçmişi hissettiriliyor. Bu da hikâyeyi daha gerçekçi ve etkileyici yapıyor. Özellikle Komiser Gülcan'ın geçmişi. Kitabın en sevdiğim yanı ise finali oldu. Olayların gidişatıyla ilgili sürekli tahmin yürütürken sonundaki ters köşe beni gerçekten şaşırttı. Gerilim, gizem ve tarihi detayların harmanlandığı akıcı anlatımıyla kendini kolay okutan bir polisiye kesinlikle tavsiye ederim. Ben bu harika kitabı Semra 'un tavsiyesi ile grubumuz #engelsizokurlaokuyoruz ile okuduk. Yeni kitaplarla buluşmak dileğiyle Sevgiler.
Ölüm SoğukGoncagül Haklar · A7 Kitap · 202441 okunma