13-18 yaşlarım arasında yaklaşık beş yıl boyunca günlük tuttum. O dönem bunun bana iyi geldiğini düşünüyordum. Ancak zamanla yazdıklarımın beni ileri taşımaktan çok geçmişteki duygulara ve olaylara bağladığını fark ettim. Sürekli aynı düşünceleri ve hisleri tekrar etmek, bazı yaraların iyileşmesine değil, canlı kalmasına neden oluyordu. İşte o noktada günlük yazmayı bıraktım.
Daha sonra yazmanın yalnızca duyguları boşaltmak için değil, aynı zamanda düşünce biçimini geliştirmek ve değişim yaratmak için de kullanılabileceğini öğrendim. Yazının dönüştürücü gücüne dair yöntemleri ve teknikleri keşfettikçe, nasıl yazdığımın ne yazdığımdan daha önemli olduğunu fark ettim.
Kendime farklı sorular sormaya, olayları farklı açılardan değerlendirmeye ve çözüm odaklı yazmaya başladım. Değişim de tam olarak burada başladı. Çünkü yazmak tek başına iyileştirmez; nasıl yazdığınız, neyi beslediğiniz ve dikkatinizi nereye yönlendirdiğiniz belirleyici olur.
Not: Dilerim ki bu yazdıkların bir farkındalık oluşturur ve size faydası olur. İnsan denen varlık karışık zor ama “insanlığı” çok seviyorum.