Şimdi artık yaşamaktan bile nefret duyuyor;
Şimdi artık bütün âmâlini tahlil etsen
Bir yudum zehr olacak; bir acı vahşet duyuyor
En sefâ bulduğu, en sevdiği âlemlerden...
— Ağlasam, âh azıcık ağlayabilsem, ömrüm
Bütün âlâm ile, ekdâr ile geçsin, aramam.
Ağlasam, belki biraz yağsa o rahmet, görürüm
Su bulutlarla sönen günde açık bir akşam.
Fakat efsûs...
Evet, efsûs ki bî-çare, senin
Ebeddiyen kalacak böyle mülevves bedenin
Ebeddiyen kalacak böyle mülevves rûhun.
— Ağlamak... hiç o saâdet bana kısmet mi olur;
Ben ki bâzîçesiyim her emel-i mekrûhun,
Bana ölmek yaraşır, başka sa'âdet mi olur?
Âh ben, ben ki henüz gonca iken solmuş gül
Gibiyim, böyle mülevves, bana ölmek bile zül!
En niteliksiz âlim bile halktan ayırt edilir. Bu yüzden o, hacamatçının şişesinde bulduğu baldan tiksinmez ve iyi bilir ki hacamat şişesi balı bozmaz. İnsan tabiatının böyle bir baldan tiksinmesi, hacamat şişesinin kirli kan için yapılmış olduğuna dayanan halkın cehaletinden ileri gelir. Nitekim cahil kişi kanın şişenin içinde bulunduğu için kirlendiğini zanneder; kanın kendini niteliğinden dolayı kirli olduğunu bilmez. Eğer balda kirlilik vasfı yoksa o kapta bulunması ona böyle bir özellik kazandırmaz. Dolayısıyla onu kirli kabul etmek gerekmez. Bu, yersiz bir kuruntudur ve halkın çoğunu etkisi altına almıştır. Bir sözü, her ne zaman insanların hakkında iyi düşündüğü bir kimseye nispet etsen, yanlış da olsa o sözü kabul ederler. Eğer onu insanların kötü bildikleri birine nispet etsen, doğru bile olsa reddederler. Bu nedenle onlar kesinlikle doğruyu insanlarla tanırlar yoksa insanları doğruyla değil.
Hâlbuki öncel bilgileri aramak gerekmez; onlar zaten zihinde hazırdır. Hazır olan arandıkça kaybolur, gizliliğe bürünür. Dolayısıyla aranılmaması gerekeni arayan kimse, aranılması gerekeni aramakta kusurlu davrandığından dolayı suçlanmaz.