“…Göğsüne “güvercin tedirginliği “dağılırken
Ceylan masumiyeti akardı yaşlı gözlerinden. Gecedir, Feri aktı gözlerimin. Tene dokundu ip ah! Dedi dağ ve gül. Karanlığı değşti geçti Dizgûn Bawa dağlarına eğdi kanatlarını süvari ak bir güvercin. Binyıldır semah döner gibi döne döne düştü, Munzur’a gövdesi.Ay şavkı ne ki. Zerdüşt’ün kutsal ateşidir. Alnımızdaki!”
Yan yana durduğumuz sürece hiçbir karanlık uzun sürmez. Gücümüz birbirimizden geliyor. Kadınların direnişi, umudu ve özgürlük arayışı bu dünyayı değiştiren en büyük güçlerden biridir.
Özgürlük ve onurlu bir yaşam için verilen mücadelede kadınların rolü büyüktür. Özellikle Kürt kadınlarının mücadelesi ve onurlu duruşu, hem direnişin hem de özgürlük arayışının güçlü bir simgesi olmuştur. Bir öncülüğün ışığında kadınların kendini tanıması, kendi gücünü keşfetmesi ve varlığını savunması bu mücadelenin en anlamlı yanıdır.
Bu onurlu direnişi ve özgürlük arayışını selamlıyorum.
Afganistan’daki kadınların yaşadığı vahşeti düşündükçe içim içimi yiyor. Okuduklarımdan sonra yaptığım araştırmalar, beni daha da derinden sarstı. Çünkü orada kadınlara sadece yaşam hakları değil; hissetmek, sevmek, hatta görünür olmak bile yasaklanıyor.
Duyguların, aşkın, özgürlüğün yok sayıldığı bir ülkede kadın olmak; dünyadaki tüm kadınların yüreğinde onulmaz bir yara açıyor. İşte tam da bu yüzden, tüm dünya kadınları adına haykırıyorum:
Jin, Jîyan, Azadî!