Puan vermedi·217 syf.··
Beğendi
·
2026 142. kitabı
filistin sorunu sadece Ortadoğu’nun değil, dünyanın ezilen tüm halklarının da sorunudur. adward said kültür ve direniş kitabında david barsamianla konuşuyor bizlerde sürece,tanıklık ediyoruz.edward saidin adaletsizliğe öfkesini her satırda hissediyorsunuz.1948 den beri gün be gün israil vahşeti altında ,çoluk,çocuk,yetişkin,kadın farketmeden ölüyorlar,işkenceye,sürgüne maruz kalıyorlar ve kendi yurtlardında yerleşimci olarak isimlendiriliyorlar.öfkelenmesini ve dilini yaşanan acıları düşününce yadsımıyorsunuz.saidi okumak fikir işçisi bu aydının,iç dünyasına girmekle eş değerdedir.said israili amerika ile elbirliği ile sömüren emperyalist bir ülke olarak tanımlar ve kültür,medya ağı ile beyinlere zikreder diyerek,ezilen halkların kendi medyasına,kültürüne sahip olması gerektiğini belirtir.emperyalizm üzerine yine said kitapta şöyle bir anektod da düşer okurlara,burjuvazi emperyalizmi yaratmıştır ve her türden eğemenlğini korumak için acımasızca dezanfarmasyonu kendine hak görmektedir. daha eskilerden ve bence daha da doğru yaklaşım ise emperyalizm üzerine leninin saptamasıdır..onun söylevi ise :kısa ve netdir,emperyalizm, “kötülük” ve “kapitalizmin en yüksek noktasıdır.emperyalizmin böl,parçala,yönet taktiği saide göre filistinde yaramış çünkü halk olamktan öte,cemaat,kabile,aşiret,sayısız kurum ve yapılanma etrafında birlikten uzak hareket ediyorlar.yer yer söyleşi esnasında emperyalizm üzerine tanımları başka aydınların gözünde de okuyacaksınız. ayrıca arafat ve eşine müthiş kızgınlığını,türkiyenin israil ve filistin ilişkilerini,türkiyenin sınır ötesi operesyonları,incirlik üssünün önemi vb konuları da bulabilceksiniz.tek devletli çözümü öneren said israil ve filistin arasında kardeşlik esasına dayalı anayasal bir devlet olması gerektiğini ve çözümünde kati suretle
Kültür ve DirenişEdward Said · Agora Kitaplığı · 200995 okunma
- Sürükleyici Bir Dönüşüm Hikayesi -
9/10
·842 syf.·
2026 30. kitabı
“..beni sükunetle dolu bir mutlulukla özdeşleştirdiklerinden olacak, köylü kadınlar Rukhmabai’nin benim için uygun gördüğü ismi hemen onaylamıştı. Adım Shantaram’dı. Sakin adam ya da Tanrı’nın sükunet bahşettiği anlamına geliyordu.” (s.121) -------------- Gregory David Roberts’ın Shantaram (2003) adlı eseri, kendi yaşamını anlattığı yarı-otobiyografik bir roman. Avustralya’da kızını kaybetmesi, eşinden ayrılışının ardından eroin bağımlısı olan karakter, madde etkisiyle bir banka soygunu sonrası yakalanıp 20 yıla yakın bir hapis cezası alıyor. Hapiste ağır işkenceler görmesi ve oradan kaçarak ülke değiştirmesinin ardından, en sonunda da Hindistan’ın Bombay (Mumbai) şehrine ulaşıyor. Roman, çok katmanlı ve sürükleyici yapısıyla okura gerçekten müthiş bir yolculuk yaşatıyor. Romanın hikâyesi, karakterin, sahte pasaportunda yazan ismiyle Lindsay’in, Hindistan’a geldiği ilk anda Prabaker adlı Hintli bir rehberle tanışmasıyla başlıyor. Kısa sürede onunla yakın bir arkadaşlık kuruyor ve zamanla Bombay’da kendine bir çevre ediniyor. Yüzeyde bir suçlunun kaçış hikâyesini okuyor gibi görünsek de, aslında bir karakterin dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Yazar bu hikâyeyi öyle bir yapı üzerine kuruyor ki, neredeyse temas etmediği bir alan bırakmıyor. Kitabın ilk bölümlerinde okur, Bombay’ın sokaklarını, insanlarını, kokusunu, tozunu, hatta kaldırım taşlarını bile tanır hale geliyor desem abartmış olmam sanırım. Kurduğu ilişkilerle, uzun süredir uzak kaldığı insanî bağlarını yeniden deneyimliyor; iyiliği, kötülüğü, sevgiyi, düşmanlığı, fedakârlığı, aşkı, kıskançlığı, dostluğu… kısacası insan olmaya dair pek çok şeyi yaşamında yeniden kodlamaya başlıyor. Bu nedenle Lin, her ne kadar ana karakter olarak merkezde olsa da, sabit bir durumda değil; sürekli içine doğru dönen, sürekli yeniden kurulan
Edebiyat
ShantaramGregory David Roberts · Artemis Yayınları · 20242,086 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·168 syf.··
2026 33. kitabı
Yoldaki Mühendis iki kitaptan oluşuyor. Birinci kitapta çocuklarının yazdığı mektuba cevap olarak kendi otobiyografisini anlatan kitaptı. ikinci kitap ise 2003 yılında israil işbirlikçisi tarafından tuzağa düşürülerek yakalandıktan sonraki hapishanedeki tutukluluk sürecini ve yaşadıklarını anlatan bir eser. Iki eser birbirini tamamlayıcı niteliğindedir. Filistin’in yaşayan efsanevi komutanlarından birisi olan Bergusi İsrail tarihinde 67 müebbet ve 5200 yıl hapisle en çok ceza verilen kişi. Otobiyografisini anlattığı ilk kitabında bizleri hayretlere düşüren ve heyecanlandıran Abdullah Bergusi, hayat hikâyesinin devamı olan bu ikinci kitabında bizleri yine heyecanlandırıp; hayretlere düşürüyor.
Yoldaki Mühendis 2 - Yaşayan ŞehitAbdullah Galib Bergusi · Ekin Yayınları · 20242,687 okunma
Arka planda Marco Polo hakkında ilginç bilgiler var!
7/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
2014 yılı Temmuz ayında Altın Kitaplar tarafından basılan ve Süleyman Genç tarafından gayet akıcı bir biçimde tercüme edilen eserin orijinal basım tarihi 2011 yılı. Yazarın “Dirk Pitt” serisinden sonra yarattığı yeni dizilerden birisi olan “Oregon Dosyaları” romanlarının sekizincisi oluyor. Ülkemizde macera okurlarının 1970’lerin sonlarından itibaren zevkle takip ettiği Clive Cussler 1965 yılında roman yazmaya başladı. Dirk Pitt'in maceralarını konu alan ilk romanı 1973 yılında yayınlandı. Kitapları yüz ülkede kırk dile çevrilmiştir. Yüz yirmi milyondan fazla okuyucusu vardır. Yazar aynı zamanda batık gemileri bulup çıkarmakla ünlüdür. Özellikle oşinografik maceralarını konu alan romanlar yazarken akıcı bir dille romanı çok iyi kurgular. (Not: 24 Şubat 2020 tarihinde vefat etmiştir.) 2003 yılında Craig Dirgo ile başlattığı “Oregon Dosyaları” başlıklı diğer serinin bu sekizinci kitabını Jack du Bruhl ile ortaklaşa yazan Cussler, çoğu eserinde olduğu gibi, geçmişe doğru bir zaman sıçraması yaparak, MS 1281 yılında Doğu Çin’de başlıyor. Kubilay Han’ın kuşattığı bir Çin şehrini ele geçirmek için kullandığı çağının ötesinde bir alet, tarihin gördüğü en ünlü seyyahların birinin ağzından anlatılıyor. Bir sonraki bölümde günümüzden bir kaç yıl geride İngiltere’de yapılan bir konferansa katılıp, ünlü seyyahın anılarının aslında hangi nedenlerden dolayı değiştirildiğini ve elde kalan orijinallerin farklı olduğunu öğreniyoruz. Bu serinin kahramanı Juan Cabrillo ve ekibi, ancak üçüncü bölümde, bu sefer Afganistan dağlarında pusu kurmuş olarak karşımıza çıkıyor. Ve o andan itibaren, Dünya’nın bir kaç bölgesinde devam eden nefessiz bir koşuşturmaca başlıyor. Senaryonun sürpriz unsurlarını bozmadan yaptığım bu kabaca derlemeye, Cussler’ın ortak çalıştığı yazarlar içinde Jack du
Bestseller/Çok Satan
OrmanClive Cussler · Altın Kitaplar · 201445 okunma
Bosna Hersek'e Projeksiyon
Puan vermedi·135 syf.··
2026 11. kitabı
Aliya İzzetbegoviç ( 1925 – 2003) Allah (cc)) ona rahmet eylesin. Bosna Hersek'te ne görüyorsak, ne duyuyorsak, ne biliyorsak biraz da onun eseridir. Avrupa kıtasında bir Müslüman ülke varlığının iyisiyle kötüyse devam etmesinde önemli rol oynayan mücahid, fikir adamıdır kendisi. Kitaplar kesinlikle onu anlamak konusunda yeterli değillerdir; hatta yanlış anlaşılmasına dahi yol açtığı olmuştur ( kendimden biliyorum). Bu bildirisinde İslam nizamının tek gerçek ve Hak görüş olduğunun bilincinde sesleniyor insanlara ve çok doğru bir mantık ile. İlk önce insan irşad edilecek --> daha sonrasında ise var olan nizam değişecek. Çünkü Müslüman bir toplum gayri İslami bir düzende yaşayamaz. Lakin İslam gönüllere girmeden yönetimi İslami yapmaya çalışmakta bir darbeden öteye gitmeyecektir. Bir kural için dahi geçerlidir bu. Alkol yasağı şeriata dahil olunca ashap-ı kiram alkolleri sokaklara döktüler; ondan kurtulmak için. Amerika'da ise alkol yasaklandıktan sonra 13 yıl sonra halkın isyanı nedeniyle geri döndürülmüştür. İskandinav ülkeleri içinde geçerlidir bu durum. En azından Begovic böyle söylüyor. İnsanın İslam ile irşad edilmesi konusunda da muhafazakar ve modernistlere cephe alıyor; belki biraz da ictihad kapısının İzzetbegovic'de biraz geniş olduğunu da söyleyebiliriz ( direkt olmayan kanıtlarla bu iddiadayım). Bu durum anlaşılabilir, çünkü bilinir ki İmam Şafii (rhm), Mısır'a gittiğinde gördüğü hal üzere fıkhını revize etmiş ve değiştirmiştir bu Mısır halkına uygun değil diyerek. Dolayısıyla kendine özgü Bosna Hersek fıkhı da olabilir aslında, düşünmek lazımdır. Nass'ların korunması konusunda herhangi bir tartışma zaten yoktur kimse için. Ayrıca Müslüman ülkerinin yaşadığı sorunların çözümleri olarak da Halife'yi ve Müslümanların birliğini görüyor da; böyle dememiş.
İslam DeklerasyonuAliya İzzetbegoviç · Yarın Yayınları · 20189,4bin okunma
Şeytan Taşlamanın Kökeni
10/10
·420 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Şeytan Taşlamanın Kökeni ve Ebû Rigal’in Laneti Tâifliler tarafından Ebrehe’ye kılavuzluk etmesi için verilen yaşlı rehber Ebû Rigal, Fil Vakası öncesinde orduyu Mekke yakınlarına kadar getirdikten sonra Muğammes mevkiinde ansızın hastalanarak öldü. Cesedi de oraya gömüldü. Mekke halkı, Kâbe’ye yapılacak saldırıda yol gösterici olduğu için Ebû Rigal’i büyük bir hain olarak hafızasına kazıdı. Rivayete göre Araplar, mezarının yerini belirlediler ve nesiller boyunca oraya uğrayıp onu taş yağmuruna tuttular. Ebû Rigal’in mezarı, Mina’daki şeytan taşlama alanına yakın bir noktada bulunmaktaydı. Bu durum, günümüzde hac ibadetinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş olan şeytan taşlama geleneğinin kökenine ışık tutmaktadır. İslam geleneği her ne kadar hac esnasında Mina’da yapılan taşlama ritüelini Hz. İbrahim’in şeytanı taşlamasına dayandırsa da tarihsel veriler bu uygulamanın İslam öncesi bir âdet olduğunu göstermektedir. Anlaşılan o ki Mekkeliler, Ebrehe’nin işbirlikçisi saydıkları Ebû Rigal’in mezarını her yıl taşlayarak öfkelerini diri tutmuşlar; bu âdet de İslam’dan sonra dinî bir kisveye büründürülerek “şeytan taşlama” adı altında yaşamaya devam etmiştir. Nitekim ilahiyatçı Prof. Bayraktar Bayraklı, hacdaki şeytan taşlama uygulamasının Kur’an’da hiçbir dayanağı olmadığını, aslında hurafeden ibaret bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. Gerçekten de Kur’an ayetlerinde, şeytanın sembolik bile olsa taşlanması yönünde en ufak bir emir ya da ima bulunmamaktadır. Ne var ki Müslümanlar bu ritüeli terk etmeye yanaşmamış, tam tersine şeytan taşlamayı hac ibadetinin zirve noktalarından biri saymaya devam etmişlerdir. Bu yüzden neredeyse her yıl Mina’da gerçekleştirilen taşlama sırasında büyük izdihamlar ve kazalar yaşanmış, sonuçta zarar gören şeytan değil, çoğu zaman hacıların
Alıntı
Kuran'ı Yeniden Okumak - IHüseyin Doğan · Cinius Yayınları · 20262 okunma