Öyle çok istiyormuş ki hiç görmediği o yıldızı görmeği, neyi var neyi yoksa bırakmış gitmiş. Ve eminmiş neyi varsa onu da bırakır gidermiş. "Ben kısa yol bilmem." demiş, "o atı istiyorsan yürüyeceksin günlerce. Yağmur yağacak ıslanacaksın, bacakların ağrıyacak, susuz kalacaksın, üşüyeceksin, terleyeceksin. Kestirmesi olsa her yolun, anlamı kalır mı kavuşmanın?" Çünkü biliyormuş şövalye, bu atlının sevdiğini de, atı da yıldızı da güzel yapan uzakta olmalarıymış. Uzakta olan güzel olmasaydı bu kadar, bakar mıydı gözler bu kadar uzağa? İnsan öyle bir yaratılmış ki, gözleri en uzağı, gökyüzünü bile görüyor. Çünkü güzel olan uzak olandır, her daim ve daima...
Sevgilim...
Gözlerin hangi şehrin sabahına açılırsa açılsın her sabah aynı kişiye uyanmaktır aşk... Ben her sabah solumdaki o ağrıyla sadece sana uyanıyorum. Bu daha ne kadar sürecek hiç bir fikrim yok. Ama bir süre sonra sıradan bir pazar sabahına, aklımda başka bir telaşla uyanacağıma inanıyorum. Sen de inan buna. Bir zamanlar iliklerine kadar seni seven birinin, bir gün hatıralarında bile yer tutmayacağına inan. Seninle mutsuz yaşamaya bile razı olan birinin sensiz çok daha mutlu yaşlanacağına inan...
Ve bir gün olur da denk olursa acılarımız; yani en az benim kadar yaralanırsa gururun, incinirse duyguların beni hatırla...İşte o zaman gerçek sevginin birinin varlığıyla mutlu olmak değil, yokluğuyla mutsuz yaşamaya alışmak olduğunu anlayacaksın.
Ben sana hakketdiğinden fazlasını verdim biliyorsun.
Üstü kalsın...