"Ey, ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış."
İnsan aldanmayı istiyor. Ölümün ve acının kol gezdiği bir dünyada başka türlü nasıl direnebilir?
İnsan başı sıkıştığında çocukluğuna iltica edemiyor ve o güneş altında ısınamıyorsa, bundan özge bir gurbet olabilir mi? Çocukluğumuzda içimize çektiğimiz emniyet hissi, hayatımızın ileriki evrelerinde kuvvetli bir aidiyet ve itmi’nan duygusuna tercüme oluyor. Daha çocukken anne-babalarının gurbetinde yaşayan insanlar, bu hissi bütün bir ömür içlerinde taşıyor ve sürekli varacakları esenlik kıyısını özlüyor.
Ey hayatı bir eksiklik duygusuyla yaşayan ve hiç gelmeyecek baharı terennüm eden nazenin ruh, bırak kendinle uğraşmayı. Senden yardım bekleyen bir dünya var bak dışarıda. Bir insana çare ol. Bir yurtsuza barınak ol. Kendi evine korkmadan yürü, kendi çocukluğuna kavuş. Şifa veren, seni erişkin hayatına yaralı bir ceylan olarak saldıysa, bu diğer yaralanmışları daha iyi anlayabilmen içindir. Onları iyileştir. Onlarla iyileş.