Bugün, yeni bir yabancılaşma biçimi ortaya çıkmaktadır. Artık söz konusu olan dünyaya ya da emeğe yabancılaşma
değil, yıkıcı bir kendine-yabancılaşma yani kendi kendinden yabancılaşmadır.
Bu kendine yabancılaşma, kendini optimize
etme ve kendini gerçekleştirme sürecinde meydana gelir.
Performans öznesi kendini, örneğin kendi bedenini optimize
edilecek işlevsel bir nesne olarak algıladığı anda, tedrici olarak
kendine yabancılaşır. Bu kendine-yabancılaşma olumsuzluğun
eksik olması nedeniyle fark edilmeden sürüp gider. Sadece
kendini sömürme olarak değil, beden imgesinin patolojik
biçimde bozulması şeklinde de kendini gösteren bu kendine
yabancılaşma, öz-yıkıma yol açan bir etkiye sahiptir. Anoreksiya,
bulimia ya da beslenme bozukluğu, artan kendine
yabancılaşmanın semptomlarıdır. İnsan sonunda artık kendi
bedenini hissedemeyecek hale gelir.
Acı bir olay olarak beni etkilese, hatta kimi zaman büyülese bile, bir acı övgüsü yazamam, çünkü uzun süreli acı -gerçek acı öyledir- ilk aşamasında ne denli arındırıcı olsa da sonunda köreltir, yıkar, paramparça eder.
Estetlerle derine inmeyen heveslilerde kolay bir acı hayranlığı vardır, onlar onu bir tür eğlence olarak görür, tüyler ürpertici ayrıştırma gücünü ve paramparça eden zehirli kaynaklarını, ama aynı zamanda bedeli çok ağır olan verimliliğini bilmezler.