Ne kadar kötü günler geçirdin, unuttun mu? Ne kadar çok
ağladın, hatırlamıyor musun? Ne kadar üzüldü kalbin, ne kadar titredi ellerin, ne kadar çok gözyaşı tükettin, anımsamıyor musun? Sen ki o küçücük bedeninde dünyalar kadar büyük savaşlar verdin. Bazen yorganının altında kimse seni duymasın diye sessizce ağladın, ama bazen de zaten seni ağlarken duyacak kimsen bile yoktu. Sen buna rağmen yine de sessizce ağladın, uzaktan bir yerden geçen olur da bir ihtimal seni duyar diye. Sen hep sessizce ağladın, sessizce bağırdın, sessizce yakındın. Çünkü verdiğin tüm o savaşlara rağmen o kadar güzel bir kalbin var ki seni ağlarken kimse duymasın istedin... Ama emin ol, ne kadar sessizce ağlarsan ağla bir gün biri senin sesini duyacak. Gözyaşlarını silmek için kendini hapsettiğin karanlığa elini uzatacak, o el senin yüzünü bulacak, gözyaşlarını silecek. Çünkü senin öyle güzel bir ruhun var ki şunu unutma, güzel ruhlar asla yalnız kalmaz... Güzel ruhlar her daim birbirini bulur.
Hani bazen bazı insanlar giriyor hayatımıza, “Acaba?” diyoruz, “Acaba beni seviyor mu?” İşte o insanlar bizi hak edecek kadar sevmiyor. Çünkü sevgi öyle bir şey ki insan asla acaba demiyor. İnsan karşısındakinin yüzüne bakıyor ve “Evet!” diyor sadece, “Evet bu beni seviyor!” Aşkın asla acabası olmaz. Aşk en saklanamayan duygudur. Aşk o kadar büyüktür ki hiçbir yere saklayamazsınız. Hiçbir yerde gizleyemezsiniz, ağzınızdan gözünüzden ellerinizden kaçıverir. Ve öyle bir duygudur ki size dünyanın en güzel insanıymışsınız gibi hissettirir. Bekleyin, hazır olun. Dünyanın en güzel insanı olmak üzeresiniz. Tüm dünya için olmasa da bir insan için bir gün dünyanın en güzel insanı olacaksınız. Ve bunun adına aşk diyeceksiniz. Mesafe nedir bilmeyen, zorluk tanımayan, dünyanın en güzel duygusu...
İnsanlar kaymayan yıldızların ardından dilek dilemezler.
Öyleyse başını kaldır, bu yıldızlı gecede bir kereliğine de yıldızların seni izlediğine inan. Bil ki, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olacaksın. O yüzden durma, dudaklarını arala, içinde tuttuğun ne varsa bağırmasına fısılda.
Hani bazı binalar vardır, bütün ışıkları sönmüşken tek bir katının ışığı sabaha kadar yanar. îşte biz o sabaha kadar yanan ışıklı evde yaşayanlarız. Uyumayan, uyuyamayan, içinde bir yerde hep düşünen, düşündükçe düşünenleriz biz. İşin içinden çıkamayan, çıkamadıkça daha çok hapsolan, hiçbir şeyi kendi içinde halledemeyenleriz biz. Her şeye rağmen ayakta kalan ama ayakta kaldıkça mahvolan, mahvoldukça daha güçlü ayakta kalan, oysa çaresiz kaldıkça çaresizliğe sürüklenen, umut gördükçe umuttan kaçanlarız biz. Biz kimiz biliyor musunuz, yıllarca o ışığı sabaha kadar yanan evde yaşamış ve birden kapkaranlık bir odaya hapsedilmiş, biri gelsin de ışıklarımızı yaksın diye bekleyenleriz biz.