“Bazen de zararlı olduğu halde kabul edersin çünkü seviyorsundur.”
Selam yıldızlarım! Bugün size farklı duygularla okuduğum ve iki kitabı bir arada bulunduran “Varis: Yedinci Oğul” kitabıyla geldim. Kitabın tasarımına gerçekten bittim. Belki varisimiz orada olmasaydı daha çok sevinebilirdim. O bana öyle bakarken ona bakmamak zor oluyor sonuçta.
İlk kısma başlarken merak katsayınız yükseklerde oluyor. Hikayeye giriş dinamiği dediğimiz o his sizi havada yakalıyor da diyebiliriz. Karmaşalar içinde sizde koşturuyorsunuz ve şüphe tohumlarının yanına ‘acaba mı’ fideleri ekiyorsunuz. Hangisinin daha önce ve daha sağlam yetişeceğini söylemeyeceğim ama siz okurken zaten tüm bu hisleri avucunuza alacaksınız. Bu sebeptendir ki ilk kısmın sonunu tadında buldum.
İkinci kısma geçtiğimizde işler daha farklı bir yöne, daha farklı bir düşünceye evriliyor ‘belki’ evresi. Bu, nereye çekerseniz oraya gelebilecek bir kelime ama bizim karakterlerimiz çektiğiniz yere gelir mi? İşte orası bir muamma. Bu kısımdaki ‘yeşil’ mevzusu her defasında kahkahaya boğdu beni. Arada bir gülmek lazım tabii, hep aksiyon olmuyor. Okurken hep farklı duygulara sürüklendiğim bir kitaptı gerçekten. Onları daha çok okumak isterdim, doyamadım ve bu yüzden biraz sinir olmuş olabilirim. Bir minik.. Yine de birçok konu tadındaydı diyebilirim, keyifli bir serüven oldu bana da.
Onur, Baran, Marcus, Yedi… Kimlikler ve onun ardındaki sırlar diyoruz ya hani. İşte bu kimliklerin bir kenara atıldığı an hep olmuştur ve hep olacaktır. Bu sebeptendir ki her bir sahneden ve her gizli adımdan keyif almamak imkansız oldu benim için. Kimliklerin hepsini benimsemek mi daha zordu yoksa o kimlikleri bir paravan olarak görüp tam önünde var olanı sevmek mi? Hikaye aslında burada dallanıp budaklanmış fakat bazen açık duran kartları
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
SPOILER İÇERİKLİ BİR YORUM OLACAK.
Kitap 12. Bölüme kadar alışık olduğumuz seyrinde ilerliyordu aslında. İlk iki kitapta gördüğümüz atmosfer hakimdi. 11. Bölüm Hande'nin Yiğit tarafından kaçırılmasıyla biterken 12. Bölüm San Francisco'da aradan yıllar geçen bir zamanda başladı. 12. Bölümün başı yeterince kafa karıştırıcıyken devamında serinin başından beri ilmek ilmek kafamıza işlenen her bir sorunun cevabını teker teker almaya başladık. Büyük bir bilgi bombardımanının ardından Tekin ve Melisa'nın düğünüyle tam bir nefes aldık, artık güzel günlerle devam edeceğiz bitiyor kitap dedik. 2 sayfa sonra Emir pisliği tekrar ortaya çıktı. Hayır neden yani? Gerçekten en başında Elif Mirzanlı'nın katili sandığımız Bora'nın aslında hiç katil olmadığını, Elif'i onun öldürmediğini öğreniyoruz, oh be diyoruz. Ne olursa olsun gerçekten de Bora katil değilmiş diyip seviniyoruz. Sonra kitabın bitmesine 2 sayfa kala Emir pisliği mezarlıkta ortaya çıkıp Hande'nin kafasına silah dayayıp ikisini de öldüreceğini söylüyor. Bora da biliyor tabi Emir pisliğinin içeri tıkılmakla durdurulamadığını, kesin çözüm olsun Hande'den de çocuğundan da uzak dursun diye Emir'i öldürüyor. Sorarım sana ey yazar, bunca acıdan sonra gerçekten kitabın finalinde Bora'yı katil edip bir kez daha parmaklıklar ardına tıkmana gerek var mıydı? Herkes bir şekilde yaptıklarının cezasını çekmişken, ortada hiçbir sır kalmamışken Hande'ye de Bora'ya da Poyraz'a da bunu yapmaya gerçekten gerek var mıydı? Bu durum çok sinirlerimi bozdu benim. Halbuki buraya kadar acısıyla tatlısıyla çok da güzel gelmiştik.
Mesela kitabın başlarında Hande'nin söylenenlerin bir oyun olduğunu, rol icabı ve plan doğrultusunda söylendiğini bilmesine rağmen, ve kendine de bunu defalarca kez hatırlatmasına rağmen, yine de o cümleler gerçekten
Hep dediğim gibi zekice kurgulanan kitapların hastasıyım.
İlk kitabın hemen ardından devam eden bu kitapta olayların daha çok derinleştiği ve karakterleri daha çok tanıdığımız bir kitap oldu.
İlk kitap daha çok Lina'nın iç dünyasını anlamak üzerineydi ve kurguya giriş kitabıydı bana göre.
Fakat burada Lina'nın etrafında gelişen olayları okuyoruz. Aral'ın güzel sevgisinin de etkisiyle bir insanın sevilince nasıl değişebileceğini görüyoruz ve kurgu da bir yana en güzel şeylerden bir tanesi bu.
Arka planda sürekli bir seyleri döndüğü kurgunun bundan sonra daha da güçlenerek ağzımız açık okuyacağımız bir evreye giriyor.
Bu evrene girmek için ne yapmam gerekir bilenler söylerse sevinirim...
Çakırcalar, Kürşat, Şahin hepsini okurken o kadar samimi ve doğal geliyorlar ki sık sık kitaba sırıtırken bulabilirsiniz kendinizi.
Okuyanın pişman olacağını düşünmediğim, okurken sıkılmadığım verdigim puanı hak eden bir kitap.
Okuyun okutunuz efendim.