Okuyucuya çok ilginç bir dünya tasviri sunup, aynı anda onu bu dünyayı merak eder, incelemek ister hale getirmek. Önceleri yabancı olunan, çok farklı hatta zaman zaman anlamsız görünen kurguyu yumuşak bir geçişle daha tanıdık, elle tutulabilir bir hale getirmek okuyucuyu yormadan. Hayallerin sınırlarını zorlayan ama aynı zamanda güçlü temellendirilmiş bir hikaye yazabilmek… Bunların hepsi Piranesi için söyleyebileceklerimin çok kısa bir özeti.
Hikayeyi bitirdikten sonra neden beğendiğim üzerinde düşününce ilk olarak Piranesi’nin hikayenin içerisinde ki doğallığı geldi aklıma. Piranesi hikayesi ile o kadar uyum ve barış içindeki, okuyucuyu asla çekiştirerek hikayenin içerisinde olmaya zorlamıyor. Aksine onun uyum içerisinde yaşadığı, minnet ve şükran duyduğu, ufak mutluluklarıyla tatmin olduğu bu dünyayı sizde güçlü bir şekilde benimsiyorsunuz bir süre okuduktan sonra.
Yazar bu dünyayı piranesi’nin gözüyle görmeye gelen okurlarını hikayenin sonunda beklenmedik “bir demek böyleymiş”, Evreka! anı ile ödüllendiriyor. Kitabın başında sonu hakkında tahmin yürütememeniz, hikaye de taşlar yerine oturup, gizemler çözüldüğünde bir tatmin hissi oluşturuyor. Bence bu açıdan da kurgu çok başarılı.
Piranesi karakterinin duygu örgüsü çok güzel konumlandırılmış ayrıca. Karakterin güçsüzlüğü, çevresinde dönen dolaplara karşın masum bakışı ile birleşince okuyucu olarak karakterle hemen kaynaştığınızı farkediyorsunuz.
Kısacası; Bence sizde Piranesi ile evi keşfedin, merak etmeyin dönüş yolu mutlaka açılacaktır önünüzde...