Okuyucuya çok ilginç bir dünya tasviri sunup, aynı anda onu bu dünyayı merak eder, incelemek ister hale getirmek. Önceleri yabancı olunan, çok farklı hatta zaman zaman anlamsız görünen kurguyu yumuşak bir geçişle daha tanıdık, elle tutulabilir bir hale getirmek okuyucuyu yormadan. Hayallerin sınırlarını zorlayan ama aynı zamanda güçlü temellendirilmiş bir hikaye yazabilmek… Bunların hepsi Piranesi için söyleyebileceklerimin çok kısa bir özeti.
Hikayeyi bitirdikten sonra neden beğendiğim üzerinde düşününce ilk olarak Piranesi’nin hikayenin içerisinde ki doğallığı geldi aklıma. Piranesi hikayesi ile o kadar uyum ve barış içindeki, okuyucuyu asla çekiştirerek hikayenin içerisinde olmaya zorlamıyor. Aksine onun uyum içerisinde yaşadığı, minnet ve şükran duyduğu, ufak mutluluklarıyla tatmin olduğu bu dünyayı sizde güçlü bir şekilde benimsiyorsunuz bir süre okuduktan sonra.
Yazar bu dünyayı piranesi’nin gözüyle görmeye gelen okurlarını hikayenin sonunda beklenmedik “bir demek böyleymiş”, Evreka! anı ile ödüllendiriyor. Kitabın başında sonu hakkında tahmin yürütememeniz, hikaye de taşlar yerine oturup, gizemler çözüldüğünde bir tatmin hissi oluşturuyor. Bence bu açıdan da kurgu çok başarılı.
Piranesi karakterinin duygu örgüsü çok güzel konumlandırılmış ayrıca. Karakterin güçsüzlüğü, çevresinde dönen dolaplara karşın masum bakışı ile birleşince okuyucu olarak karakterle hemen kaynaştığınızı farkediyorsunuz.
Kısacası; Bence sizde Piranesi ile evi keşfedin, merak etmeyin dönüş yolu mutlaka açılacaktır önünüzde...
Zamanın üzerinde ki hükmümüzü merak etmek, yüzyıllardır meselemiz. Tamamen kontrol edemesek dahi denemekten hiçbir zaman vazgeçmedik. Şimdilerdeyse zamanın daha çabuk ellerimizden kayması için her şeyin mümkün kılındığı bir çağda yaşıyoruz. Şimdiler bizde kalsaydı ve her an birikseydi nasıl hissederdik? Matt Haig bunun ciddi olarak peşine düşmüş. İlk kez okuduğum bir yazar olmasına rağmen kitap kendisiyle hemen haşir neşir olabilmenizi mümkün kılan bir aşinalık taşıyor. Okuduğunuzda bir başka insanın sizinle aynı duyguları yaşadığını anlamaktan gelen bir ferahlık ve bir kasvetle başbaşa kalıyorsunuz. Kitapta yansıtılan duyguların tam üzerinize oturması da cabası. Evet doğru anladınız, yazmaya niyetlenen herkes gibi bende kıskandım açıkçası. Kitaptaki akış güzel ve boğmayan bir derinlik mevcut. En azından kitabı okurken, başımızdan atmaya çalıştığımız yahut delicesine kovaladığımız zamanı az da olsa durdurabiliriz.
"... Anlıyorum. İnsanın özgür olabileceğini anlıyorum. Zamanı durdurmanın ancak hükmünden kurtulmakla mümkün olabileceğini anlıyorum." sf. 318
… Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden çıkıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf…