AŞK BİR İNKILAB DEĞİLSE NEDİR?!...
-MÜHİM-
"En-yekûle lehû kun, fe-yekûn..."
Dinleyin Ey Yârenler...
Aşk bir inkılâb değilse nedir?!...
Çok hatâlar sızdı Aşk'a. Bunlardan küçük gibi görünen ama belki de en büyüklerinden biri de, "ben böyleyim" düşüncesidir.
Bu yanılgı, hem insanın hilkat gâyesine, hem kâinâtın İlâhî ser-encâmına muhâliftir. Zîrâ ki, dünyâda insan dâhil hiç bir şey, ilk bulunduğu hâlde bulunmak için yaratılmamış, ondan süreklice ama süreklice bir inkılâb, bir oluşum, bir dönüşüm istenmiştir.
Evet, tohum, tohum hâlinde yaratıldı; ama tohum olarak kalmak için değil. Yumurtayı Hâlık-ı Külli Şey' yarattı; ama yumurta hâlinde sâbit olmak için değil. Anne rahminde nutfeyi O yarattı; ama nutfe hâliyle dâimî kalmak için değil.
Her şey, varlığına bir şey olarak başlayacak; ama başka bir şeye, ondan da başka bir şeye, ondan da başka bir şeye inkılâb edecek.
Âyet-i Sübhânî'de denilmiş, "O, bir şeyin olmasını murâd ettiğinde, ona 'ol' der ve olur." Bu âyet, genelgeçer bir noksan anlayışla sınırlandırılmış, anlamı daraltılmış, belli bir sığ anlayışın kafesine alınmıştır. Nasıl? Şöyle ki, "yekûn" fiili, muzârî bir kalıpta zikredilmiş. Muzârî fiil ise, bir şeyin hemen olması, istenilen ve gereken hâlini alması değil, henüz yeni başlayan bir oluşum ve dönüşüm sürecine girmesi ve bu "olmak" fiilinin devamlı surette eyleme dökülmesine denir. Evet, Rab tohuma "kün" der; ve tohum, varlığının ilk basamağı, ilk adımı olan tohum hâliyle varlık sâhasına düşer. Ama bu "kün" emri, onun varlığını başlatsa da, henüz onun varlık yolculuğu tamamlanmamıştır. "Kün" emri, tohuma bir nevî "hadi başla" demektir. "Hadi yürü"... "Hadi çırpın, hadi çabala.. Sancıların mübârek olsun"...
Aşk da böyledir...
Aşık da böyledir...
Sevgili'nin dilinden duyduğu bir tek "Yan" kelimesi, onun rûhuna