Her attığı adımda, durgun bir gölde küçücük bir kayığın düzgün, mutlu gidişini seyreden bir insanın, bu kayığa bindiği anda hissettiklerine benzer şeyler hissediyordu. Bu kayıkta yolculuk, öyle rahat rahat oturup kayığı kendi sürüklenişine bırakmaktan ibaret değildi. İnsanın nereye doğru gittiğine dikkat etmesi ve bunu bir an bile unutmaması gerekiyordu. Ayaklarının altında su olduğunu, kürek çekmeye alışık olmayan avuçlarının gerçi kabaracağını, ama yine de kürek çekmesi gerektiğini; bu işin dışarıdan bakılınca kolay gözüktüğünü, ama yapmaya gelince hem çok hoş hem de zor olduğunu biliyordu.