Yeryüzünde İstanbul kadar tecavüze uğramış hiçbir şehir yoktur. İstanbul adeta, bir milletin kültürel olarak kendi kendini sömürgeleştirmesinin göstergesi hâline gelmiştir.
Geçtiğimiz gün Taksim'den geçerken gözüme ilişen bir iş yerinin levhası adeta burada dillendirmeye çalıştıklarımızı özetler mahiyette idi. "Geleneksel fast food" Şimdi bu üç kelimelik kalıbı nasıl okumalı? 'Geleneksel olan'la 'fast olan'a aynı anda yapılan gönderme toplumsal zihniyetimizin, anlam dünyamızın nasıl alt üst olduğuna mı işaret etmektedir? Yoksa bunu elimizden kayıp giden değerlerin yeni bir formda ifadelendirilmesi arayışı olarak mı okumalıyız?
Geleneksel olana vurgu yaparken kendi dilini bile koruyamayan, bunun kaygısını duymayan bir dikkatsizlik, küreselleşme adına acele hazırlanmış bir 'paket servis'i önünüze koymaktan çekinmiyor. Geleneksel değere duyulan özlemi küreselleştirip tecime elverişli bir kültür haline getiren bu süreç olsa olsa 'Küresel köy devrimi' olabilir. Her devrim gibi yıkan, parçalayan ama inkılap etmeyen, değer inşa etmeyen bir devrim...
Küresel köy haline gelen dünyamızda, metropollere taşındıkça daha çok köylüleşiyoruz.
Osmanlının son döneminde bile bu çeşitlilik eşine azrastlanır bir renklilik içinde yaşatıldı. Bu, Tuna kıyısındaki Rusçuk'ta 20. yüzyılın başında doğan gayrimüslim bir çocuk için bile bir daha geri gelmeyecek insanlık tecrübesi olmuştur.
".... Değişik ırktan milletten insanları barındırıyordu kent; bir günde yedi-sekiz dilin konuşulduğu işitilebiliyordu. Taşradan gelmiş Bulgarlar dışında bir hayli Türk de vardı. Türklerin kendi mahalleleri bulunuyordu, komşu mahallede de İspanyol Yahudileri yani bizler oturuyorduk. Ayrıca Yunanlılar, Amavutlar, Ermeniler ve çingeneler vardı kentte. Tuna'nın karşı kıyısından ise Rumenler gelirdi: benim sütannem Romanyalı bir kadındı. Kentte tek tük Ruslara da rastlanmaktaydı. O çocuk yaşta kentteki bu çeşitlilik ve zenginliği gereği gibi kavrayamıyordum henüz, ama etkisini sürekli üzerimde hissediyordum."
Osmanlı şehri, özellikle Balkanlarda bu farklılık zemini üzerinde yükseldi. Küçük bir Rumeli kasabasında bile günlük hayatta yedi sekiz dilin konuşulduğu, bunca çeşitliliğin birbirini bastırmadan harmonileştirildiği toplumsal çözümlemenin adıdır Osmanlı şehri.