Şu ana dek maddesel gerçekliğin kendini sayısal birtakım kurallara uydurduğunu görmeye öyle alışmışız ki, zaman zaman böyle kuralların hiç var olmayabileceğini kavramamız güç oluyor. Şaşırtıcı olan, böyle bir kural bulma amacıyla yola çıktığımızda mutlaka bir adet bulmamız, daha da şaşırtıcı olansa, tüm bu kuralların birbiriyle çelişmek yerine büyük bir uyum içinde olmalarıdır.
Eski uygarlıkların çoğunda düşüncenin bir yapı halinde oluşturulmaktan çok "ortaya atılma" yoluyla oluştuğu ve gerçeğin de daha ayrıntılı hale gelmek üzere bir analiz sürecinden geçmeden, birdenbire tanındığı yolunda bir izlenim vardır. İnsanın, çok uzun zamandan beri düşünüyorsa, bir akıl yürütmek üzere kendi yöntemlerini bulup çıkarması için uzun zaman beklemesi gerekmiştir. O zaman da bu akıl yürütme denen şeyin kendi kurduğu yasalara uyduğunu ve bunları kuranların isteğine ya da tanrıların buyruklarına boyun eğmediğini de anlaması gerekir.