Hepimiz yaşamımızın en büyük aşkının hafif, ağırlıksız bir şey olabileceğini, onsuz yaşamımızın hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını varsayarız; en kasvetli, en korkutucu suratıyla bizzat Beethoven'ın o büyük aşkımıza bir "Es muss sein!" çektiği duygusuna kapılırız.
Dünyanın içine sürüklendiği karanlıktan şikâyet ederken "Peki ben bu karanlığın neresindeyim" diye sormak, kendi eylem kapasiteni hatırlamak, pasif bir izleyiciye hatta ötekini ezen çarkın dişlisine dönüşmeyi reddetmek.