Medeniyet, kadınları kullanılan veya kendilerine tapılan bir obje haline getirdi. Lakin kadınların ellerinden değerlerini ve şereflerini taşıyabilecek yegane vasıtaları olan şahsiyetlerini aldı. Anneli göz ardı ederek, kadınları en temel ve alternatifsiz fonksiyonlarından mahrum bıraktı.
Türk ve Japon reformcuların felsefelerindeki farklılık belki başka hiçbir husus olmadığı kadar bariz ve karakteristik olarak yazı meselesi ortaya çıkar. Basitliği ile öne çıkan ve sadece 28 harfin olduğu Arap alfabesi dünyanın en kusursuz ve en yaygın alfabelerinden biriyken Türkiye bu alfabeyi kaldırmış,Japonya ise kendi içindeki “Romalıların” Latin alfabesinin kabulü cihetindeki taleplerini reddetmiş. Japonya, reformlardan sonra dahi 46 işaret ve 880 Çince ideogramı barındıran girift yazısını muhafaza etmeyi tercih etmiştir. Bugün Japonya’da okur yazan olmayan yoktur. Diğer taraftan Türkiye’de, Latin alfabesinin kabulünden 40 yıl sonra, nüfusun yarısından fazlasının okuryazarlığı yoktur. Bu netice, körlerin dahi görebileceği cinstendir.
Bir Müslüman’ın, adı ne olursa olsun, bir imparator ya da hükümdar uğruna, ya da bir ulusun, bir partinin veya benzer bir yapının uğruna kendini feda etmesi düşünülemez. Çünkü İslam’ın en güçlü sevk-i tabiiyyesi ile bir Müslüman, bunların bir çeşit tanrıtanımazlık ve putperestlik olduğunu görür. Müslüman sadece Allah’ın adıyla ve İslam’ın şanı için can verebilir. Bunun haricindeki diğer tek seçenek, harp meydanı’ndan kaçmaktır.

Oğlum, hayattaki zorluklar bir tutam tuz gibidir, onu duygularınla geniş karşılarsan sana zarar vermez. Sarayda kederli, zindanda mutlu olmak İnsanın elindedir.