"İnsanlar"... dedim fısıldayarak. "Taşırlar insanları. Kundaktayken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı..."
Çünkü bazen hazineler, ruhunun yerini saklayan haritalar gibidir. Bazen hazinelerini saklamalısın ki, kimse haritanı ele geçirmesin, bulmasını istemediğin hiçbir yanını bulup seni izin vermediğin sürece göremesin.
Ana ölür, baba ölür, kardeş ölür, eş ölür, dost ölür. Ağlarsın, susarsın. Susmayı öğrenirsin. Yavrun ölür, kırk bir ateş yanar içinde, kırkı çıkana kadar kırk ateş yanar, her gün biri söner. Kırk birinci ateş ömür billah yanar hiç sönmez.
Yaralar benim gardiyanım olmuştu, yaşadıklarımsa yaşayacaklarımın sadece bana sunduğu kadarıydı ve ben, ileride beni bekleyen nasıl bir fırtına olursa olsun, o fırtınaya doğru yalınayak, yaralar içinde, ölümün eşiğinde koşmaya devam edecektim.