Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü kitabı, beni en çok düşünmeye sevk eden eserlerden biri oldu. Kitap, bildiğim doğruları sorgulatırken, alışılmış kalıplardan sıyrılmamı sağladı. Bu eser, sadece bir kitap değil, aynı zamanda bir meydan okuma. Çünkü Vassaf, sıradan olanı farklı bir gözle görmemizi ve sorgulamamızı istiyor.
Kitap, cehennem metaforu üzerinden modern dünyayı ve toplumları eleştiriyor. Ama burada cehennem, sadece dinsel ya da ahlaki bir kavram değil; bazen bir kurallar bütünü, bazen alışkanlıklarımız, bazen de kendimize çizdiğimiz sınırlar. Bu bakış açısı, beni çok etkiledi çünkü her gün yaşadığımız “cehennemlerin” ne kadar görünmez olduğunu fark ettim. Vassaf’ın bu görünmez cehennemlere dikkat çekmesi, kendi hayatıma ve düşüncelerime eleştirel bir gözle bakmamı sağladı.
Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, özgürlük kavramına getirdiği yorumdu. Özgürlüğün, yalnızca dışsal baskılardan kurtulmak değil, aynı zamanda kendi zihinsel ve duygusal sınırlarımızı aşmak olduğunu düşündürdü bana. Vassaf, insanın kendi kafasında yarattığı hapishaneleri anlatırken, bu hapishanelerin bazen en güvenli yerlerimiz gibi göründüğünü ama aslında bizi asıl sınırlandıran şeyler olduğunu söylüyor. Bu tespit, beni derinden etkiledi. Çünküı kendi hayatımda da bazen, konfor alanlarımın beni koruduğunu düşünsem de aslında beni büyümekten alıkoyduğunu fark ettim.
Bir diğer güçlü tema, toplumun dayattığı normlara eleştirel bakıştı. Özellikle, insanın sürekli olarak “uyum sağlama” baskısı altında yaşaması fikri, bana çok tanıdık geldi. Toplum bizi belli bir kalıba sokmaya çalışırken, bu uyumun bedelinin genellikle bireysel özgürlüklerimiz olduğunu hatırladım. Vassaf’ın “cehennem” dediği şey, tam da bu uyum sürecinde kaybettiğimiz özgünlüğümüz olabilir. Bu, bana özgür bir birey olmanın