"Çağı kuran ve anlamlandıran" ifadesi yıllardır aklımdaki bir soruya dair cevabın ilk birkaç kelimesi oldu diyebilirim. Soru ne idi?
Neden Mehmet Âkif, Necip Fâzıl, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu gibi isimler aklıma geliyordu "çaba" üzerine düşünürken? (Lütfen ismini zikretmediğim âlimlere haksızlık ettiğim düşünülmesin!)
Karakoç, Homeros'u ve Muaalakat'ul Seb'a'yı örnek veriyor, söz ve belâgat mucizesinden bahsederken Edebiyat ve Sanatta Diriliş kısmında. Mesela Necip Fâzıl'ın "öteleri kurcaladığı"ndan dem vuruyor.
Şair için "gavvas" yani "dalgıç" tabiri de kullanılır. İnciler çıkarmak için dalar şair. Karakoç da esasen bir şairdir. Maddenin örsünde kelimelere şekil verir, kor halinde manaya dokunur. Sıradan bir kelime şair elinde artık bir ürpertidir.
Diriliş, son birkaç yılda Ertuğrul dizisi ile anılır olsa da, içimizde demlenen bir hakikatin karşılığıdır. Diriliş, sanırım davete icabettir.
"Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah'a ve Rasul'üne icabet edin. Bilin ki Allah, kişi ile kalbinin arasına girer. Kuşkusuz hepiniz O'na dönüp toplanacaksınız." Enfal/24
Ayette geçen ifade "limâ yuhyîkûm". "Yuhyî" dirilişi ifade eden bir kelime! Halbuki Kur'an ölüler için değil, diri olanlar için davettir. Demek ki içimizde dirilişe gebe bir ölüm gezdiriyoruz. Hergün defalarca ölüp, defalarca diriliyoruz. Hayatta olduğumuzu hatırlamaya o kadar ihtiyacımız var ki!
Diriliş kelimesini tercih edişi gerçekten mânidâr Karakoç'un. Bu ismi kullanmaktaki ısrarını haklı bir nedene dayandırıyor sanırım. Her hatırlayış bir diriliş, her hatırlayış ölümü öldürüş.
Ba'su ba'del mevti hatırlayarak dirilmek galiba dirilişlerin ilki.