“Attila, koru beni!” diye bağırdım.
“Umay!”
Tüfeğime doğru koştum. Koşarken bir gölgenin sol taraftan bana doğru yaklaştığını sezinledim. Düşman tarafından sürüden ayrılmış yalnız bir kurt gibi göründüğümün farkındaydım ama düşmanımın hesap edemediği bir gerçek vardı o da beni her koşulda koruyan korkusuz bir sürüm olduğuydu. Ben eğilip tüfeğimi alırken, göz ucuyla adama baktım. Yoldaşımdan sıkılan kurşun iki kaşının ortasını buldu.
Bu sahneler defalarca yaşandı. Defalarca arkamızı kolladık. Ama sıklıkla Akşin ile benim aramda yaşandı. Birkaç kez de Balamir ile.
Yula, birkaç çocuğu sütunlara doğru çekip orada korumaya çalıştı. Çocuklar, ellerinde bayraklarımızla anne, baba diye çaresizce çığlık çığlığa ağlıyorlardı. Acı ve hırsla yutkundum.
Yurdumun evlatlarına bunu reva gören ne kadar hain varsa hepsini adeta bir ölüm makinesi gibi yok etmek istiyordum. Asi bir haykırış koptu boğazımdan. Yüzüm acıyla kasıldı, gözlerim gazap ile karardı. Tarih tekerrür etmeyecekti. Yurduma sızan bu alçakların emelleri gerçekleşmeyecekti.
Gökten bir düşman uçağı daha yere çakıldı, zemin sarsıldı. O sarsıntı ruhumun gücüne güç kattı. O saniyelerde İstiklal Marşının şu kıtası kafamın içinde fırtınalar gibi gürlüyordu.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Önüme aniden çıkan adamın şakağına tüfeğimin dipçiğiyle vurdum.
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
O saniyeden itibaren hiç kimsenin beni tutamayacağı bir atiklikle kalabalığın arasına daldım.
Yula, gideceğimiz yerin haritasını çıkarmış, herkesin telefonuna yönlendirmişti. Ona göre hard diskin saklanıldığı yer Mu yazan bölgedeydi. Ama hangi açıdan bakarsa baksın belirtilen bölge sanki hiç var olmamış gibiydi.
“Şimdi,” dedi Timur arkamızdan. “Bu Mu denen yer tam olarak nerede? Çözebilen var mı?”
“Yula’nın söylediği gibi, koordinatlar Ankara yolu üzerinde görünüyor ama o yolun yakınlarındaki köy isimleri ile asıl köy isimleri aynı değil,” dedim.
Ogeday haritaya baktı, “Abi sen Agarta yazan yerin Sincan olduğunu söylemiştin değil mi?”
“Lan oğlum Agarta ile Sincan’ın ne alakası var? Hem ben öyle bir şey demedim.” Dedi müthiş bir savunma haline geçerek. “Ayrıca şu an Mu denen o yere gidiyoruz.”
Yula kendini parlak kıyafetler içinde uzay boşluğunda hayal etti. Karanlık gökyüzünde uçuyor, ayakları yere basmıyordu.
Haydi çocuklarımızı bu kitaplarla meşgul edelim tabletler telefonlar ile değil
Kendini gemide dümeni çevirirken hayal etti. Dalgalardan sıçrayan su damlalarıyla ıslandı. Gemi sürekli sallanıyordu, Yula ayakta zor duruyordu. Hayalleri öyle gerçekti ki Yula denize düşmekten korktu.
Kalemine sağlık yazarımızın