Yunus Ali

Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2021 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2021 20:39
Öykü türünün bende ayrıcalıklı bir yeri var; özellikle çok kısa olmayanları daha çok seviyorum ve bitmesin istiyorum. Kitap 88 sayfa; en uzunu 12 en kısası 4 sayfa tutan dokuz öyküden oluşuyor ve 2015 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü almış. Kapak tasarımı bende iç açıcı, sıcak bir duygu uyandırdı. Arada elinize alıp bakmak isteyeceğiniz türden bu hoş tasarımın kendisi de çizimi de yazara ait. Öncelikle bir yerli kadın yazarın uzun duygusal analizlerine kendimi hazırlayarak (evet bunun önyargı olduğunun farkındayım) derin bir soluk aldım ve ilk öykü Perihan'ı okumaya başladım. Gündelik yaşamla ve her yerde karşılaşacağımız kişilerle ilgili hele ki duygusal kitaplar çok ilgimi çekmez. Ancak insanları, onların duygularını, düşkırıklıklarını insanı sıkmayan, boğucu bir dil kullanmadan anlatan bu kitap okuma ve yazma deneyimi konusunda farklı ufuklar açtı diyebilirim. O, Sıkıntı, Soba, Arayış...sonra Nokta. Vasıfsız'dan sonra Ayrılık ve en son kitaba adını veren öykü: Dış Kapının Mandalı. “Dış kapının dış mandalı” deyiminin TDK deyimler sözlüğündeki karşılığı - Uzak akraba. - Önemsiz ve değersiz (kişi). Yazarın bu deyimi kitabına ad olarak vermesinin nedenini öyküleri okudukça anlayabiliyorsunuz. Gündelik yaşamın sıradan insanlarını (ya da sıradan insanların gündelik yaşamlarını) konu alıyor kitap. Öykülerin kahramanların o denli gözümüzün önünde ve artık kanıksadığımız türden kişiler ki gerçek yaşamda artık onları görmüyor ya da görmemeyi yeğliyoruz. Belki önemsiz, haklarında düşünmeye ya da bir yargıda bulunmaya değer bulmadığımız bu insanlar bizlere kendimizi anımsatıyordur, kim bilir. Şimdi bu insanları ve tekdüze yaşamlarını okumak ne kadar ilgi çekici olabilir ki diye pekala düşünebilirsiniz. İşte adım adım ilerledikçe bunun yanıtı satır aralarında usulca ortaya
Edebiyat
Dış Kapının MandalıArzu Uçar · İthaki Yayınları · 2020154 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·215 syf.··
Beğendi
·
2021 7. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2021 18:02
““Benim adım Alice Amelia Holm. Washington’da Nasel Nehri kıyısında yaşıyorum 12 yaşındayım ve 28 Şubat 1900 tarihinde 13 yaşında olacağım.” Kitabın kahramanı ve bir bakıma da yazarı olan May Amelia, 1870’li yıllarda Finlandiya’dan Amerika'ya göçen sekiz çocuklu bir ailenin tek kızı. Romanda yaşanan tüm olaylar bu küçük, erkek çocuğundan farksız büyüyen, afacan ama bir o kadar da duygulu kızın ağzından anlatılıyor. “May Amelia Jackson 12 yaşında. Adı geçen kişi ben oluyorum. Washington Eyaletinde bulunan Nasel’de yaşıyoruz. Sene 1899.” May Amelia'nın -onlarla yaşayan 17 yaşındaki kuzeni Kaarlo’yu da sayarsak- tam yedi ağabey ile annesi ve ailedeki tek kız olduğu için onu kendine göre (sert yöntemlerle) koruduğunu düşünen babasıyla yaşadıklarını okurken yer yer hüzünlenip ama çoğunlukla gülümseyerek onun yaşamına tanıklık ediyoruz. Aile bağlarının sağlamlığını ve sıcaklığını her satırında hissettiren May’in anılarını okurken, 70’li yıllarda siyah beyaz TV ekranlarında heyecanla izlediğim Küçük Ev (orijinal adı Little House on the Prairie) dizisinde baş rol oynayan sevimli Laura Ingalls (Melissa Gilbert) sanki bu kitapta yeniden yaşam bulmuş gibi hissettim. Nasel Nehri yakınındaki evlerinde annesine ev işlerinde yardım eden, oğlan çocuklarıyla onlar gibi büyüyen, bulunduğu bölgenin yerlisi ve gerçek sahipleri Çinuk yerlileri ve Amerika'ya göçen Çinli çocuklarla arkadaşlık eden May Amelia, babasının başka bir kız çocuğuna dayanamayacağını sık sık dile getirmesine rağmen bir kız kardeşi olmasını içten içe diliyor. Bu dileği gerçekleşen ve yeni doğan kız kardeşini elleriyle besleyip büyüten kahramanımızın keyfi, ansızın çıkagelip onlarla yaşamaya başlayan (kötü kalpli bir cadı olduğunu düşündüğü) büyükanne Patience'ın varlığıyla bozuluveriyor ve deyim yerindeyse yaşamı
Edebiyat
Biricik May AmeliaJennifer L. Holm · Epsilon Yayınevi · 201525 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2021 13:10
İlgiyle takip ettiğim araştırmacı yazar Erhan Altunay Saint Joseph Fransız Lisesi mezunu. Hacettepe Üniversitesi'nde nükleer enerji mühendisliği okuduktan sonra kuantum fiziği ve zaman üzerine çalışmalar yapmış. Ayrıca çeşitli radyolarda amatörce programlar da hazırlamış. Büyük tutkusu mitoloji ve paganizm üzerine araştırmalar yapan ve İngilizce, Fransızca ve Latince bilen Altunay'ın yayınlanmış dokuz kitabı bulunmakta. Kitap komplo teorisinin tanımı ve komplo teorisyenlerinin nitelikleri ile başlıyor ve bunların saygınlıklarını yitirmesinin ve inandırıcılıklarının azalmasının nedenlerinin ardındaki bireysel, kurumsal ve gizli toplulukların etkilerine kısaca değiniyor. Sonra dünya genelinde geçmişten bugüne bilinen tüm salgınların adlarını, niteliklerini ve ekonomik, sosyal politik ve demografik etkileriyle, dönemler boyunca devletlerin ve yöneticilerin bunlara karşı almış olduğu önlemleri ve uygulamaları anlatıyor. Ayrıca ilk biyolojik saldırının hangi dönemde, kimler tarafından ve nasıl yapıldığı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ilk karantinanın nasıl uygulandığıyla ilgili bilgileri de yine bu kapsamlı kitap aracılığıyla öğreniyoruz. Salgınların hüküm sürdüğü en eski çağlardan günümüze kadar insanların kitle psikolojisinin de etkisi ile nasıl tepki verdiklerini, toplumsal anlamda çözülmelerin hangi yönde ve nasıl olduğuna dikkat çeken kitabın, bu bağlamda insanın değişmeyen doğasının uygarlık geliştikçe değişmediğinin de tanıklığını yaptığını söyleyebilirim. Yani şu an varolan uygarlık düzeyinin çok da önemli olmadığını, bilim, teknoloji ve etik değerler çıkarıldığında insan dediğimiz varlıktan geriye kalan şeyin ilk çağlardan bize miras kalan ilkel benliğimiz olduğunu görmek beni düş kırıklığına uğratıyor mu? Yanıtım hayır çünkü kavramsal olarak insan tüm bu
Araştırma-İnceleme
Gizemlerle Dolu Salgınlar TarihiErhan Altunay · Destek Yayınları · 2020153 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2021 18:59
Kitabın kapak resmi oldukça ilginç; okudukça saçsız başın arkasından aşağıya salınan iki urganın anlamı çözülüyor. Ağır, hatta bunaltıcı bir iç dünyanın, kendisiyle ve geçmişiyle hesaplaşmanın anlatıldığı ilk beş bölümden sonra Takdir'in yaşamına Suzan'ın gelmesiyle hareketlilik başlıyor. Sonra uzun zamandır görmediği kız kardeşiyle doğduğu yerlere yaptığı yolculuk... "Burnuma mis gibi bir sabun kokusu geldi. Beyaz sabun kokusu. Burnumu çeke çeke kız çocuğunun kafasına doğru eğildim. Anız kokusunu bastıran tanıdık koku. Bir koku ile alınabilecek en uzak mesafe neresidir? Zamanda açılan deliğe düştüm, kardeşimle ortak paydamıza. Sobanın yanında leğende yaptırılan pazar banyolarından hatıra kalan." Gerçekteyse geçmişine, anılarına yaptığı bu yolculuğun her durağındaTakdir'in kendisiyle, farklılığını bir türlü kabullenemeyen babası ve adaklar adayan annesiyle yüzleşmesini anlatıyor yazar. “Muhakkak hissediyordu bendeki farklılığı, farklılık addettiği şeyi. Dile getirse, gerçeğe evrilmesinden korktuğundan görmezden gelirdi. Sertti bana karşı. Kızgındı. Aramızdaki ateş her daim harlıydı. Postacı adımlı, başım yerde yürüyüşüm o günlerden kalmadır.” Romanın kahramanı benim kendimi özleştireceğim, sempatik bulduğum biri değil; aksine çok ısınamadığım, iç sıkıcı bir kişilik. Bu da çok kırılgan kahramanın ruh halinin ayrıntılı ve son derece başarılı anlatımından kaynaklanıyor. Kitabın bir ilginç özelliği de her bölümde okura eşlik etmesi için şarkılar bırakılmış olması. Takdir'in yolculuğunun sonuna doğru ilk başlarda pek de konduramadığınız ikiz gerçeği buluyorsunuz ki onu da kitabın sonuna geldiğinizde verilen bir armağan olarak kabul edin. 2019 yılı sonunda çıkan kollektif kitabımız Sicim'den tanıdığım sevgili Ezgi sözcükleri ilmek ilmek işleyerek çok başarılı bir
Edebiyat
TakdirEzgi Çağatay Kozanlı · Dağhan Külegeç Yayınları · 202026 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
Beğendi
·
2021 4. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2021 11:07
Daha önce Öykü Yazmak, Hikâye Anlatmak adlı kitabını okuduğum 1954 Erzurum doğumlu yazar, editör ve eleştirmen Andaç'ın arka sayfadaki tanıtımı kitabın kapsamını da belirtir nitelikte: " “Nicedir geçtiğimiz zamanların kirine pasına döndüm sırtımı. Yaşamasız yaşamak için değil sevgili okurum. Hassas Kalp Hikâyeleri adını verdiğim bu öykülerin tümlenip ortaya çıkmasına dönük kapanmaydı bu. Başka seslere, sözlere kapanma... Yalnızca kendi sesinde yol alma. Ama oradan da vardığınız yer ötenizdeki seslerin rengini/tınısını ortaya çıkarmak yolculuğuydu aslında.” Yazar, kitabının adı gibi hassas sözcüklerin incelikle kullanımıyla aşk öyküleri çıkarmış ortaya. Son derece özenli, dupduru bir Türkçeyle yazılmış bu yazıların tamamını öykü tadında okumadım. Özellikle kitabı yarıladığımda neredeyse deneme türünde diyebileceğim yazılarla karşılaştım. Birkaç öykü dışında alıştığım kurgu yerine yazarın kendisiyle, başkalarıyla yaptığı iç konuşmalarını içeren, deyim yerindeyse dertleşmelerini okudum. Zaten kapakta belirtildiği üzere " anlatıda yeni bir bakış, yeni arayışlarla karşımıza çıkıyor" Feridun Andaç. Yani belirli bir yerde ve zamanda, belirli insanlar arasında geçen kurgusal bir öykü kitabı değil bu eser. Yazarın tarzıyla ilgili vurgulamak istediğim birkaç özellik var: Birincisi duyguları neredeyse bir kadının duygu derinliğinde ve ayrıntısında belirtmedeki ustalığı, ikincisi de yine genelde kadın yazarların sıklıkla kullandığı devrik cümleler. Kişisel olarak devrik cümle yapısını okurken nedense yazılanlara pek kendimi veremiyorum, çok duygusal eserler de bana göre değil ama bu kitaptan aldığım keyfi fazla azaltmadı. Feridun Andaç'ın okuduğum kitapları heyecan verici, sürükleyici değil; aksine durağan hatta kimi zaman sıkıcı bulan bile olabilir. Yine de dupduru, tertemiz
Edebiyat
Hassas Kalp HikayeleriFeridun Andaç · Eksik Parça · 201720 okunma