Öncelikle şunu söylemeliyim ki insanın özbenliğine dair, üzerinde çok çok uzun tartışılacak ruhsal betimlemeler içeren bir kitap. Görseller, olaylar betimlenebilir! Ya duygular!
#yazar Ezgi Çağatay Kozanlı'ya bu konuda imrendim. Kutluyorum...
Duyguların ruhtaki sesi, rengi, olumlu-olumsuz travmalarını, okurun iliklerine kadar hissetmesine, dolayısıyla ciddi anlamda yine okurun kendine dönük sorgulama telkini veren derinlikte.
Ötekileştirilmek, ötekileşmeyi mi doğuruyor?
Aidiyet yoksunluğunu, insan önce kendi aşmalı... bulmalı kendini, yaşam akışındaki yerini...
Kitapla aynı ismi taşıyan baş karakter "Takdir" çocukluğunun şehrine, sokaklarına yolculuğa çıkıyor.
Hani uyku halindeyken insan bir an boşluğa düşüyor hissiyle sarsılır ya! Yolculuktaki flashbackler;
(şimdiki zamandan geçmişe geçmişten şimdiki zamana geçişler keskin. Lakin anlatım dili virajlardaki keskinliği yumuşatan profesyonellikte) ruhumuzu bu sarsıntıya benzer şekilde etkiliyor. Özbenlik'in, duyguların, düşünsel dünyamızda şekillenmesine sebep olan bir sarsıntı.
Takdir ve kızkardeşinin üzerinden:
Bir bölgenin coğrafi yapısı, ekonomik koşulları oluşturduğu gibi toplumun kültürünü, dolayısıyla bireylerin düşünce yapısını da şekillendirdiği gerçeğini kanıtlar nitelikteki 'TAKDİR' KESİNLİKLE OKUNMASI ŞART BİR KİTAP.