"Umutsuzluktan değil, yorgunluktan," dedi, "anlatamayacağım kadar yorgunum yaşamaktan."
Bu sonsuzda kaybolmak arzusunu çok iyi anladığımı söyledim.
"Senin anladığın şey benim hissettiğim şey değil," dedi.
Şimdi onunla ve onsuz yaşadıklarımı hatırlamaya çalıştığımda, zamanın ileriye akan bir çizgi değil giderek daha hızlı kaynayan bir kazan olduğunu görüyorum. Tüm hayatım, yaşadığım her şey kaynıyor bu kazanın içinde ve korkutucu olan şu ki, hızla buharlaşıyor. Yine de yazarak kendimce buna bir düzen vermeye çalışıyorum.
Bir tutkuya ihtiyacım vardı, yarattım. Ama tutku acıya götürüyor insanı ya da acıyı insana getiriyor. İnsanın acısı mı tutkusundan doğuyor, tutkusu mu acısından bilmiyorum.