Arada aşığın rüyası yoksa aşkta yoktur!
İbrahimce bir ağlayış ve arayış gerek aşkın ufkuna. Süleymanca bir arayış ve ağırlayış gerek aşkın cam zeminine. Yusufça bir bakış ve kayboluş gerek aşkın zindanına. Yunusça bir kaçış ve dönüş gerek aşkın kıyısına. Meryemce bir utanış ve sığınış gerek aşkın kuytusuna. Musaca bir sorgulayış ve sabırsızlık gerek aşkın göğsüne.
Yunusca köşesi
İstediğimi buldum eşkere can içinde, Taşra isteyen kendi, kendi nihan içinde. Kaimdir hiç ırılmaz, onsuz kimse dirilmez, Adım adım yer ölçer, kendi revan içinde. Bu tılsımı bağlayan, cümle dilde söyleyen, Yere göğe sığmayan, girmiş bu can içinde. Uğru olmuş uğrular, kendi kendini çakar, Sahne kendisi olmuş, kendi zindan içinde. Tutun diye çağırır, uğru dahi çağırır, Bu ne acayip uğru, bu çağıran içinde. Yunus Emre
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Avâzeyi şu âleme Davut gibi sal…
Bâki kalan bu kubbede, bir hoş sâda imiş. Sen de, Baki gibi, Yunusça bir hoş seda bırak, gönüllerde kal Ey Dost, Mevlana misali gönüllerde kalmak en büyük güzellikmiş KK
Avâzeyi şu âleme Davut gibi sal… Bâki kalan bu kubbede, bir hoş sâda imiş. Sen de, Baki gibi, Yunusça bir hoş seda bırak, gönüllerde kal Ey Dost, Mevlana misali gönüllerde kalmak en büyük güzellikmiş KK
Geçerken, Ocak 2025
Kafanda yoğunluk düşünceler karşı kıyıdan ay gibi görünüyor. Kalbinde dizginlemeye çalışırken bir anda dilini sıyıran sayıklama: şükür bu hafta da bitti… Emaneti taşımak kolay değil. Hele teheccütsüz yaşamak, virgülden sonra gelen cümleleri kehribara sığdırmaya benziyor. Şükür bu hafta da başlayacak. Şükür ki tamamlaman gereken cümleler olacak. Şehrin nabzı gün gün artarken yunusça tanışıklıklar için heybetli sayfalar açılacak bir bir önünde. Emre Koç
YÜZBAŞI ŞEHİT AGAH İLKOKULU HATIRAM-ÖLÜRÜM TÜRKİYEM KİTABIMDA-KDY
MEMLEKET HASRETİ SELİM GÜRBÜZER Kuzeyinde Bayburt Kalesi, güneyinde Aslan dağı, doğusunda Beyböyrek’in (Bamsi Beyrekin) medfun olduğu Duduzar ve batısında Şehit Osman tepeleri arasında kurulu Dedekorkut diyarı şehrin Şingâh mahallesinde dünyaya geldim. Üstelik dünyaya ebesiz, hemşiresiz gelmişim. İlginçtir anacığım hemen evin yanı başımızda Şingâh çeşmesinden omzuna yüklendiği helkelerle su taşırken doğmuşum. Değim yerindeyse kendi göbeğimi kendim kesmişim. Aslında bende isterdim mahallemizin o nur yüzlü Ebe Memnune teyzemin ellerinde doğmayı, kısmet değilmiş. Olsun, sonuçta ebem olmasa da pırıl pırıl yetiştirdiği büyük oğlu Ülkü Ocakları başkanımız Mustafa Erdemir ağabeyimizin rahle-i tedrisatından geçtik ya, bu ziyadesiyle bize hatıra olarak yeter artar da. Diğer oğlu Uğur Erdemir’de yaşça akran sayılan aynı mahalleden arkadaşımdı. Sadece tek fark onların Şingâh camiinin hemen yanı başında çatılı bahçeli evde oturuyor olmaları, bizim de Yüzbaşı Şehit Agâh İlkokulunun hemen alt başında yarı kerpiç, yarı taştan yapılı çatısız toprak bir evde oturuyor olmamızdır. Neyse ki anamın babama müteaddit defalar yaptığı telkinler netice verirde yıllar sonra bizimde nihayet bir beton arma evimiz oldu. Evet, azim böyle bir şeydir. Nitekim babam at arabacısı olması dolayısıyla ev yapımında kuma hiç para vermedik, yine inşaat için gerekli olan demir, çimento, tuğla ve kereste gibi malzemenin nakliyesi içinde para vermedik. Tabii babam bunları kendi yağı ile kavrulup yaparken bu arada aile fertleri olarak bizde boş durmayıp kimimiz harç gardık, kimimiz tuğla taşıdık, kimimiz su taşımak gibi tam bir imece usulü dayanışma örneği sergiledik. O yıllarda mahallemizin inşaat ustası Abdurrahman Köse’de evin yapımını üstlendi, öyle ki o usta