Yunus Sürücü

Yunus Sürücü
@yunussrc
Kitap, Müzik, Sinema, Fitness, İçsel Yolculuk
Öğr. Gör.
Yüksek Lisans
Kafamın İçi
50 okur puanı
Mayıs 2024 tarihinde katıldı
Nasıl ki sosyal bir varlık olarak insan uzun vadede toplumla bağı olmadan yaşayamazsa, birey de dış faktörlerin yıkıcı etkisini göreceli olarak azaltabilen dünyaötesi bir prensip olmadan hiçbir zaman varoluşu ve spiritüel ve ahlaki özerkliği için gerçek bir neden bulamaz. Tanrıya bağlanmayan bir birey dünyanın fiziksel ve ahlaki kışkırtıcılığına kendi kaynakları ile direnemez. Bunu yapabilmek için onu kitlelerin içinde boğulmaktan koruyan içsel ve fizikötesi bir deneyimin varlığına ihtiyacı vardır. Kitle insanının aptallaştırılmasına ve ahlaki sorumsuzluğuna salt entelektüel veya hatta ahlaki olarak yaklaşmak olumsuz bir kabullenme olur ve bireyi atomlara ayırma yolunda biraz tereddüt etmekten başka bir işe yaramaz. Bu yaklaşım dini inancın itici gücünden yoksundur, çünkü tümüyle rasyoneldir. Burjuva mantığında diktatör Devletin büyük bir avantajı vardır: bireyin yanı sıra dinsel güçleri de yutar. Devlet Tanrı’nın yerini almıştır. İşte bu nedenle, sosyalist diktatörlükler din haline gelmiş ve Devlet köleliği bir ibadet biçimi olmuştur. Ancak, dinin işlevi, geçerli egemen kitle zihniyeti ile çatışmaları engellemek için hemen bastırılan, gizli kuşkulara yol açmadan bu şekilde yerinden sökülemez ve yalanlanamaz.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Nasıl ki sosyal bir varlık olarak insan uzun vadede toplumla bağı olmadan yaşayamazsa, birey de dış faktörlerin yıkıcı etkisini göreceli olarak azaltabilen dünyaötesi bir prensip olmadan hiçbir zaman varoluşu ve spiritüel ve ahlaki özerkliği için gerçek bir neden bulamaz. Tanrıya bağlanmayan bir birey dünyanın fiziksel ve ahlaki kışkırtıcılığına kendi kaynakları ile direnemez.
Kitle insanı için Devlet politikası düşünce ve eylemin en yüce prensibidir. Kuşkusuz, kitle insanı bu amaç için bilgilendirilmiş ve eğitilmiştir, ve bundan ötürü, bireye-ancak Devlet’in bir fonksiyonu olduğu sürece var olma hakkı tanınır. Öte yandan, inanç sahibi kimse Devlet’in ahlaki ve fiziksel olarak hak sahibi olduğunu kabul etmekle birlikte, sadece insanın değil, Devlet’in de “Tanrı” egemenliğine bağımlı olduğuna ve herhangi bir şüpheye düşüldüğünde, son kararın Devlet tarafından değil, Tanrı tarafından verileceğine inanır.
Bu koşullar altında, bireysel yargılama yeteneğinin giderek azalmasına ve sorumluluk bilincinin mümkün olduğunca kolektifleştirilmesine, yani bireyin elinden alınıp toplu bir varlığa teslim edilmesine hiç şaşmamak gerekir. Bu yolla birey giderek daha fazla toplumun bir fonksiyonu haline gelir, yaşamının gerçek taşıyıcısı fonksiyonunu giderek daha çok kaybeder. Oysa toplum, tıpkı Devlet gibi, soyut bir kavramdan başka bir şey değildir. Her ikisi de özerk varlıklar haline getirilmişlerdir. Özellikle Devlet, kendisinden her şeyin beklendiği sözde-canlı bir kişiliğe dönüştürülmüştür. Aslında, onu manipüle eden kişilerin kullandığı bir kamuflajdır. Böylece anayasal Devlet ilkel bir toplum tarzına, yani herkesin bir başkanın veya oligarşinin despot yönetimine boyun eğmek zorunda olduğu ilkel kabile komünizmine dönüşür.
Başkasının Mikrofonları
Kitle zihniyeti burada egemen bir rol oynadığı için, bu insanların sundukları mesajın, kişisel sorumluluğunu üstlendikleri, kendi mesajları mı olduğu, yoksa sadece kolektif düşüncenin borazanlığını mı yaptıkları bir tartışma konusudur.