Yürü, ey seyyah-ı avare yürü, durma yürü!
Koymasın seni rah-ı visalden ezvak-ı misal.
Bu bedai, bu letaif, hemi rüya ve hayal,
Yürü, ey zair-i biçare yürü, durma yürü!
Yürü ki, müzhet-i vuslatta teali göresin,
Yürü, aslında fena bul, budur etvar-ı kemal.
Yürü, alâyişi terk et içersin ke’s-i visal,
Yürü ki, saha-i hîçîde tecelli göresin.
...
Ey seyahat eden avare! Yürü, durma, yürü
Bu âlemin zevkleri seni vuslat yolundan alıkoymasın
Bu güzellikler, bu latiflikler, hepsi bir rüya ile hayal
Yürü zavallı ziyaretçi! Yürü, durma, yürü
Yürü ki vuslatın nezihliğinde yüceliş göresin
Yürü, aslında yokluğu bul.
Olgunluk tavırları budur
Yürü, gösterişi terk et; vuslat kadehinden iç
Yürü ki hiçlik alanında tecelliyi göresin.