“Uyanık olalım, bilimsel doyumla kendimizi düşünsel bakımdan doymuş sanmayalım. Bu çok yalancı bir doyma türü, çok büyük bir aldanış türüdür. Bu durum özellikle okumuşlarımıza, zamanımızın aydınlarına özgüdür. Bunlar bilimsel yönden doygunluğa ulaşınca, “yüksek öğrenim görünce, bilimsel bakımdan geniş bilgiler ve seçkin dereceler eldeedince, büyük üstadlar ve kitaplar görünce, tamamen estetik bilimsel görüşlere ulaşınca, kendilerinde bir gurur hisseder, kendilerini yeterli görme duygusuna kapılırlar. Düşünsel bakımdan bilgili bir insan olmanın son derecesine yardıklarını
sanırlar. Bu yalancı biat aldanıştır. Bu aldınışa kapılan bir bilgin, bir üstad, bir çevirmen, bir filozof, bir büyük mutasavvıf, bir edip, bir tarihçi, hatta halktan biri bile çoğunlukla düşünsel bakımdan tamamıyla bir sıfırdan ibaret olmasının mümkün “olduğunu düşünmez. Böylece bilinç bakımından halkın en basit kimselerinden biri olarak kalmış olur. Bilgi, özbilinç, toplum bilgisi ve zaman bilgisi bakımından, gözü yazıyı bile tanımayan basit birinden daha da aşağılarda kalır. Bu çok acıklı bir durumdur. Cahil bir bilgin olmak, okumuş birisi olarak bilinçsiz kalmak, çok kabarık diplomalar ve hayli ciddi unvanlarla doktor, mühendis, yüksek lisans, doçent, profesör ve benzeri bir insan olmak; ama bilinç, anlama, bilgi yönünden, toplumu ve kendisini birbirine bağlayan zamana karşı sorumluluk “duygusu ve tarihin hareketinin belirlenmesi bakımından sıfır olmak, kör ve sağır olmak büyük bir tehlikedir, acıklı bir durumdur. Bu, bilgin olduğu halde cahil olma tehlikesidir.”