Yine derslere asıldı, yine birincilikler aldı. İlaveten kitapların dünyasına daldı. Psikoloji, sosyoloji, tarih ama esasen edebiyat onu kendine çekiyor; bir kitaba daldığında yemeyi içmeyi unutuyor, kahramanlar arasına katılıp âdeta onlarla beraber yaşıyordu.
Din eşyanın hakikatına, hayatın mânasına vâkıf olmak. Hakk'ın rızasını kazanmak. Ona göre yaşamak. Din teslimiyet, Cenab-ı Hakk'a kul olmaktır. Din Âmentü'ye inanmaktır. O zaman sorular cevap bulur, karanlıklar aydınlanır.
Eğer inanıyorsak sanat hakikate giden yolda bize yardımcı olur. Kalbimizi açar, bizi merhamet ve şefkat sahibi kılar. Kâinatın kitabını, yani temaşayı öğretir. Güzelliğin farkına varırız.
Musiki ayrılıklardan bahsederdi. Musikinin vadettiği aşkta vuslat mümkün değildi. Bizim Halk Hikâyeleri de öyledir. Otuza yakın hikâyenin sadece birinde -Âşık Garip miydi, neydi- sevgililer birbirine kavuşur. Ötekilerde kavuşma mahşere kalmıştır.