İşte o zaman o derin, o ağır hüzün, içimizde bu acı o zaman hasıl olur, bir acı ki ne bir yaralanma, ne bir yeistir; fakat o derin, ruhumuzun derinliğine o kadar yayılmıştır ki boynumuzu büker, henüz bilmediğimiz, yeniliğinden tahlil etmek istediğimiz bir hisle düşünürüz ve gençliğe, hayatta her şey olduğu hâlde bir ateş parçası gibi ışıklar içinde geçip gitmiş ve yerinde karanlıktan başka bir şey kalmamış olan bu gençliğin gittiğine o zaman esef ederiz.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Benim çehrem güzel, senin sesin güzel, onun gözleri güzel; senin şairane tabiatın, onun ressamlığa yatkınlığı var. Bunun için sen meşhur ve mesut, o meşhur ve mesut ve ben... Bunlardan mahrum doğduğum için, kabahatim olmadığı hâlde, bir ressam veya şair olmadığımdan miskin, iğrenç ve fakir... Niçin?"
Benim bildiğim, istediğim, ruhumu ikna edecek aşk, böyle sırf bedensel olduğu için bir yara ile başlayıp kangrenli bir can çekişme ile biten bu dünyanın uğursuz, hasta, beşeri aşkları değil, böyle yüzde yüz fizyolojik sebeplere dayanan miskin cinsiyetler arası mücadeleye değil, nasıl olursam olayım, her hâlde, her zamanda beni sevecek, benim her şeyim değiştiği hâlde değişmeyecek, beni benliğim için sevecek aşktır; insan doğduğunu nasıl bilmezse öyle sebebini bilmeyerek, anlamayarak, düşünemeyerek, yaşar gibi seven aşklardır. Bin türlü kirli ve iğrenç sebeplere esir olarak sevenlerde aşk mı vardır dersiniz?