Sokrates dönemi Atina'sı ile Serial Experiments evrenini birleştiren tek bir eksen var: Toplumun bir olmuş doğrularını/yalanlarını reddedip mutlak hakikati aramanın bedeli yalnızlık ve yok oluştur.
Sokrates’in savunması, uyuşmuş ve kendi yalanlarına inanan bir topluma karşı felsefi bir başkaldırıdır. Sokrates, insanların kibirli illüzyonlarını parçalarken sadece kendi içindeki o sessiz vicdana (Daimon) sadık kalır. Tıpkı Lain'in, kolektif bilincin dayattığı kurgusal bir dünyayı reddedip, kendi benliğini katmanlarına ayırarak mutlak gerçeği araması gibi. İkisi de dışarıdan dayatılan dogmalara boyun eğmez; insanın sadece kendi içsel sorgulamasıyla var olabileceğini savunur. Fakat bu iki hikaye arasındaki asıl kesişim, her iki hikayenin sonundaki o ağır fedakarlıktadır. Sokrates, inandığı doğrular uğruna Atina'nın yalanlarına ortak olmaktansa fiziksel olarak yok olmayı seçer. Lain ise sevdiklerinin acı çekmediği saf bir gerçeklik yaratmak için kendini herkesin hafızasından siler. Biri bedeniyle, diğeri hatıralarıyla intihar etmiştir. Günün sonunda her ikisi de kendi rızalarıyla sistemden çıkar. Çünkü gerçeği bütün çıplaklığıyla gören bir zihin için, sahte bir dünyada var olmaya devam etmek asıl ölümdür.