“Evet, ona kadar sayacağım. Eğer hareket etmezse vuracağım.” Ya da “Beş dakika içinde başını kaşırsa ateş edeceğim.”
Eğer gerekli malzemem ve yeterli sabrım olsaydı ben yapardım çünkü. Oynayabilirdim, açık perdeli evlerde oturan insanların hayatlarıyla onlar farkında olmadan, uzun menzilli, susturuculu bir tüfekle... Namlu ne kadar uzarsa insan o kadar acımasızlaşıyor!..
Ve artık izlenmek istemiyorsa insanoğlu, artık müzedeki bir resim, akvaryumdaki bir balık gibi seyredilmek istemiyorsa, artık hücredeki bir mahkûm, suikast tüfeklerinin dürbünlerindeki bir hedef gibi takip edilmek istemiyorsa kırmalıdır televizyonunu.
Aslında her televizyonun içinde bir kamera var. Her evde de bir kamera. Ve televizyonu seyredenin hayatı çok uzaklarda bir yerde seyrediliyor başka bir televizyonun ekranında. O seyredenlerin hayatları da başka bir yerde, başka bir televizyonda oynuyor.
Amerikalılara mahsustur başkanlarıyla ilgili cinsel fanteziler kurmak. O ülke dışında biraz zor, televizyonda politikacıları izlerken mastürbasyon yapmak!