Yalanın bazen iyilik olsun diye kullanıldığını biliyorum. Ben yalandan iyilik gelebileceğine inanmam. Doğrunun keskin acısı geçebilir, ama yalanın insanı ağır ağır kemiren ıstırabı hiçbir zaman yok olmaz. Her zaman kanayan bir yaradır.
Tarikatların, kiliselerin milyonlarca üyesi 'hükmet'teki emri hissedip var güçleriyle itaat ediyorlar. Milyonlarca başka kişi ise 'hükmedeceksin'deki yazgıyı hissediyor. Onlar ne yaparsa yapsınlar olacak hiçbir şey değiştiremez. Bir de 'hükmedebilirsin'i düşünün! Bu insanı üstün kılan, tanrılar nezdinde ona önem kazandıran bir şey...
Bir yüzyıl daha öğütülüp çalkalandı; olan bitenler insanların isteği doğrultusunda bulandırıldı - ne kadar eskiyse o kadar zengin ve anlamlı bulundu. Bazı hafızaların ürünü olan kitaplarda, dünyayı kateden en güzel zamandı - eski zamanlar, neşeli, tatlı ve basit zamanlar, sanki zaman genç ve korkusuzmuşçasına. Yüzyılın sınırını düşe kalka geçebileceklerinden emin olamayan yaşlılar, yüzlerini ekşiterek bekliyordu onu. Çünkü dünya değişiyordu, tatlılığı kalmamıştı, fazilet keza. Çürüyen bir dünyaya tasa sızmıştı: kaybolan neydi, terbiye, rahatlık ve güzellik mi? Hanımlar artık hanım değildi, beylerin sözüne güvenilmiyordu.
Sırrım konusunda sessizliğimi korursam o benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Sessizlik ağacında huzur meyveleri yetişir.