Zafer Erkan

Zafer Erkan
@zafererkan
Puan vermedi·96 syf.·
2026 39. kitabı
Plazaların Dili Olsa da Konuşsa İş hayatı çoğu zaman hedefler, toplantılar, e-postalar ve performans göstergeleri üzerinden konuşuluyor. Oysa kitap, bütün bunların arkasındaki görünmeyen dünyaya dikkat çekiyor. Söylenmeyen cümlelere… Ertelenen itirazlara… Sessizliğe… Beden diline… Ve aslında hepimizin içinde devam eden o iç konuşmalara… Kitap boyunca sık sık şunu düşündüm: İletişim, sadece konuşmak değil; anlaşılmak, anlayabilmek ve güven inşa edebilmekmiş. Bazen bir cümleden çok bir bakış, bazen uzun bir açıklamadan çok samimi bir sessizlik, bazen de doğru zamanda gerçekten dinleyebilmek ilişkilerin yönünü değiştirebiliyor. Ümran Coşkun, iletişimi teknik kalıpların ötesinde ele alıyor. Ezberlenmiş cümlelerden çok farkındalığı, empatiyi, samimiyeti ve insanın kendi iç sesiyle kurduğu bağı önemsiyor. “Belki de değişim, konuşmakla değil, nihayet duyulmakla başlıyor.” Kurumsal yaşamı sadece süreçlerden ve raporlardan ibaret görmeyen, iş hayatının merkezinde insanın olduğunu düşünen herkes için üzerinde düşünülmeye değer bir çalışma olmuş. Okuduktan sonra son sayfasından gemi yapmayı unutmayalım Emeği için Uzman Psikolog Ümran Coşkun’a teşekkür ederim.
Plazaların Dili Olsa da KonuşsaÜmran Coşkun · Scala Yayıncılık · 20261 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·240 syf.·
2026 34. kitabı
Kariyer üzerine yazılan kitapların önemli bir kısmı daha fazla kazanmayı, daha hızlı yükselmeyi veya bir sonraki pozisyona ulaşmayı anlatıyor. Demet Kumaş Tosun'un Altın Kariyer Yolu kitabını okurken ise farklı bir yaklaşım dikkatimi çekti. Kitap, kariyeri sadece iş hayatında ilerlemek olarak değil; kişinin kendini tanıması, yeteneklerini fark etmesi, hedeflerini gözden geçirmesi ve yaptığı işte anlam bulması üzerinden ele alıyor. Kariyer denildiğinde çoğu zaman aklımıza unvanlar, terfiler, maaşlar ve bir sonraki pozisyon geliyor. Oysa kitap boyunca tekrar tekrar karşıma çıkan düşünce şuydu: Asıl mesele nereye ulaştığımızdan çok, neden o yolda yürüdüğümüz. Kitap; kariyer planlamasından konfor alanına, kişisel gelişimden iletişime, liderlikten takım çalışmasına kadar birçok konuya değiniyor. Ancak bütün bu başlıkların altında ortak bir soru var: "Kendimizi ne kadar tanıyoruz?" Çünkü bazen mutsuzluğun sebebi yaptığımız iş olmayabiliyor. Bazen sahip olduğumuz yetenekleri kullanamamak, bazen hedeflerimizin bize ait olmaması, bazen de uzun süredir çıkmaya cesaret edemediğimiz konfor alanımız olabiliyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan en önemli düşünce ise şu oldu: Herkes için geçerli tek bir kariyer formülü yok. Başkalarının deneyimlerinden öğrenebiliriz, farklı yöntemlerden faydalanabiliriz ama sonunda kendi yolumuzu yine kendimiz çiziyoruz. Bizi tatmin edecek olan şey de başkalarının başarı tanımını yaşamak değil, kendi değerlerimizle uyumlu bir yol inşa edebilmek. Kariyer yolculuğunu sadece profesyonel bir ilerleme değil, aynı zamanda bir kendini keşfetme süreci olarak görenler için keyifle okunabilecek bir kitap olmuş. Emeği için Demet Kumaş Tosun'a teşekkür ederim. Demet Kumaş Tosun Altın Kariyer Yolu
Altın Kariyer YoluDemet Kumaş Tosun · Ceres Yayınları · 20254 okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2025 81. kitabı
“Bazen en derin sohbetler, en sessiz saatlerde yapılır.” Gianrico Carofiglio’nun Sabahın Üçü romanı tam da bunu anlatıyor. Bir baba ve oğulun, Marsilya sokaklarında iki gece boyunca süren bir yürüyüşünü… Ama bu yürüyüş, aslında bir yeniden tanışma yolculuğu. Epilepsi şüphesiyle başlayan hikâye, uykusuz geçen kırk sekiz saatte aşkı, korkuyu, matematiği, müziği ve hayatı konuştukları bir içsel yolculuğa dönüşüyor. - Gerçek uyanıklık, sadece gözleri açık tutmak değil; farkında olmaktır. - Sessizlik, bazen en iyi diyalogdur. - Babalar ve oğullar, birbirlerini en çok kaybolduklarında bulurlar. - Her yolculuk dışarıya değil, içeriye doğru başlar. - Ve bazı sabahlar, gerçekten üçte başlar… Kısa ama derin bir roman. Okuduktan sonra insan kendi içindeki o “sabah üçü”ne dönüp bakıyor. Kendi sessizliğini, kendi cevapsız sorularını duyuyor.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,097 okunma
10/10
·148 syf.·
2025 28. kitabı
Tuğba Aydın Öztürk’ün Kendi Yolunun Kâşifi kitabı, “özliderlik” kavramına bambaşka bir yerden bakıyor. Başkasına değil, kendine liderlik etmekten bahsediyor. Yani, başkalarının sesine değil, kendi iç sesine kulak vermekten. Kitap, “yol” metaforu kullanıyor: Yola çıkıldığında, yolun görünür hale geleceği fikriyle (“Sen yola çık, yol sana görünür. – Mevlana” alıntısıyla) hareket ediyor. Kitaptan bana kalan 5 güçlü mesaj: - Kendini tanımadan hiçbir yola çıkılmaz. - Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen yürüyebilmektir. - Özfarkındalık, liderliğin en sessiz ama en derin biçimidir. - Denge, her şeyin ilacı: zihinle kalp arasında, eylemle durmak arasında. - Kendi yolunu çizen, yalnız yürümez — çünkü kendine kavuşur. Kitap, dış dünyada yön arayan herkese, “önce kendine bak” diyor. Bu kitabı okurken fark ettim; özliderlik aslında bir sonuç değil, bir süreç. Bir “varış” değil, bir “yolculuk”. “Kendi Yolunun Kâşifi”, okuyucuya “kendinle yüzleş ve kendi yolunu keşfet” temasıyla bir kapı aralıyor. Eğer sizin için “çok detaylı teknik bilgi” değil de “kendim ne yapabilirim?”, “kendim nasıl lider olabilirim?” gibi sorularsa, bu kitap anlamlı bir adım olabilir.
Kendi Yolunun KâşifiTuğba Aydın Öztürk · Epsilon Yayınevi · 20255 okunma
Puan vermedi·192 syf.·
2025 69. kitabı
Roman, Leyla ve Selim’in mektuplar üzerinden ilerleyen aşk hikayesini anlatırken, aynı zamanda 68 Kuşağı’nın yaşadığı siyasi baskıları, kayıpları ve toplumsal travmaları işliyor. Aşk, bu kitapta yalnızca bir duygu değil; özgürlük, dayanışma ve direnişin sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Aşkın, politik ve toplumsal baskılar altında bile var olma mücadelesi. Hapishaneler, sürgünler ve kaybolan bir kuşağın hikayesi. Travmaların kuşaklar arası aktarımı. Göçmenlik ve köksüzlük duygusu. “Pasif değil aktif umut” anlayışı – yani beklemek yerine değişim için mücadele etmek. “İnsanın zehrini ancak başka bir insan alır” düşüncesi – dayanışma ve empati vurgusu. Livaneli, bu romanında kendi yaşamından izler taşısa da, tamamen otobiyografik bir anlatı değil. Gerçek yaşanmışlıklarla kurmacayı harmanlayarak hem kişisel hem de toplumsal bir yüzleşme yaratıyor. Yazarken duygusal olarak çok zorlandığını, kişisel anılarla edebi mesafeyi korumakta güçlük çektiğini belirtiyor. Bu kuşağın en büyük trajedisi, özgürlük arayışının baskı ve şiddetle bastırılması. Türkiye’de bu dönemde aydınların susturulması, ülkenin kültürel gelişimini kalıcı biçimde yaraladı. Livaneli, bunun bedelini bugün hâlâ ödediğimizi söylüyor. Romanın omurgasını oluşturan mektuplar, hem kişisel bir sevda güncesi hem de bir dönemin tanıklığı. Bugünün “hızlı mesajlaşma” kültürünün tersine, o dönemin duygusal derinliğini ve düşünce yoğunluğunu yansıtıyor. Livaneli’ye göre çağımız daha soğuk, daha bireysel bir döneme girdi. Ancak empati kurabilen insanlar hâlâ birbirlerinin “zehrini alabiliyor” ve bu umudu diri tutuyor. Sonuç olarak: Bekle Beni, bireysel bir aşk hikayesinden yola çıkarak bir kuşağın susturulan sesine saygı duruşu niteliğinde. Aynı zamanda, insanın insana iyi gelme gücünü, umutla direnmeyi ve
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma