Anneannesinin hikâyelerinin çoğunda su vardı -coşan, yolunu arayan. Derdi ki, tıpkı bir pencere camında yollarını yavaşça ve kararlılıkla çizerek sonunda birleşen iki yağmur damlası gibi, kaderinde buluşmak olanlar da görünmez bir iplikle bağlıdır birbirine.
İnsanın ağzının silah, onun emniyet kilidinin de zihin olduğunu düşünmüşümdür hep. Zihnimizi kontrol altında tutamadığımızda bu silahın ne zaman, nerede ve nasıl patlayacağını asla bilemeyiz. Mermi namludan bir kere çıktıktan sonra geri dönüş yoktur.
İnsan bazen bir sokak kedisini, bir salon insanına tercih ediyor. Gerçek bir sarsıntıyı üfürükten travmalara, bedeli ödenmiş kazanımları beleş zaferlere, şık bir küfrü boyalı bir iltifata, kaliteli bir yalnızlığı dekoratif bir kalabalığa, kallavi bir yenilgiyi vasat bir başarıya, acıtan bir gerçeği süslü bir klişeye, zeki bir yabancıyı aptal bir tanıdığa, içten bir isyanı politik bir uzlaşıya, cehennemi arafa, aç kalmayı hatır için yenen çiğ tavuğa tercih ettiği gibi.