Huzuru aramaya çıktım bir gün.
Öyle büyük hazırlıklar yaptım ki; sanki huzur, benden kaçan bir şeymiş de ben onu yakalayacakmışım gibi…
Şehir değiştirdim, insanlar değiştirdim, alışkanlıklarımı bile yarı yolda bıraktım.
Gürültüden kaçtım, sessizliğe sığındım.
Ama garip bir şey oldu: Sessizlikte de kendi sesim vardı.
Sonra anladım ki huzur, kapısını çalıp içeri gireceğim bir yer değilmiş.
Daha çok, kapısını içeriden kilitlediğim bir evmiş.
İnsan ne kadar uzağa giderse gitsin, kendini yanında götürüyor.
Ve insanın kendisi biraz kalabalıksa, en ıssız yerler bile yetmiyor.
İronik olan şu ki; huzuru ararken en çok onu kaçırıyoruz.
Durduğumuzda değil, sustuğumuzda değil…
Kendimizden kaçmayı bıraktığımızda yaklaşıyor sadece.
Belki de huzur bulunacak bir şey değil;
fazlalıkları bıraktığında geriye kalan tek şeydir.