"Sevgi, sevdiğin ölünce azalmıyordu. Azalsa zaten adı sevgi olmazdı."
Ve sevgi, sadece yan yana olunca var olan bir şey de değil.
Bazen bir yoklukta büyür, bazen bir vedada çoğalır.
İnsan anlıyor ki, sevgi varlığa değil; kalpte bıraktığı izlere tutunuyor.
Ve bazı izler… ne zaman geçerdi ne de unutulurdu. Ölüm gibi...
Şermin Yaşar ’ın kalemiyle ilk olarak çocuk kitaplarıyla tanıştım.
Ama kitaplarını okudukça fark ettim ki, onun anlatımı sadece çocuklara değil; içindeki çocuğu kaybetmemiş herkese dokunuyor.
Kalemi yalın, akıcı ve samimi…
Okurunu cümleleriyle kendine bağlıyor.
Nerede duracağını, nerede derinleşeceğini, nerede merak uyandıracağını çok iyi biliyor.
Karakterleri sanki gerçek hayatın içinden kopup gelmiş gibi.
Bu yüzden insan onlarla ayrı bir bağ kuruyor, onları tanıyormuş gibi hissediyor, seviyor.
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ’nu okurken insan yalnız hissetmiyor.
Çünkü hepimizin hayatında bir şeyler eksik:
Ayrılıklar, ölümler, yalnızlık, anne-baba sevgisinin eksikliği, yoksulluk, vedasızlık, terk edilişler, hasretler…
Okuduğunuz sadece bir hikâye değil… Kendi geçmişiniz ya da sevdiğiniz birinin yaşanmışlığını hiseediyorsunuz ve yeniden acıtıyor. Bazı yaşanmışlıklar gerçekten geçmiyor.Sadece üzerini örtüyoruz… hepsi bu. Belki de örtmemeliyiz.
Acılarımızı, mutluluklarımızı, yaşadıklarımızı saklamamalıyız.
Yaşamalıyız… ki tamamlanalım. Geleceğe dönebilelim. Dönülemeyen, yarım kalmış her şey…İnsanın içinde bir sızı olarak kalıyor.
Şermin Yaşar ’ın cümleleriyle, kahramanların hayatına tanık olurken kendi geçmişimizi uğurluyor, geleceğimize umutla ve sevgiyle sarılmayı öğreniyoruz.
Ve belki de en çok şu cümlede buluyoruz kendimizi:
“Büyümeden yaşadım resmen…”
Sonra içimizde bir yerler yeniden küçülüyor…
Ama bu kez eksik değil. Sarılıyoruz o küçülen yerlere...Sevgiyle büyütüyoruz.
Mutlaka
"Sevgi, sevdiğin ölünce azalmıyordu. Azalsa zaten adı sevgi olmazdı."
Ve sevgi, sadece yan yana olunca var olan bir şey de değil.
Bazen bir yoklukta büyür, bazen bir vedada çoğalır.
İnsan anlıyor ki, sevgi varlığa değil; kalpte bıraktığı izlere tutunuyor.
Ve bazı izler… ne zaman geçerdi ne de unutulurdu. Ölüm gibi...
Şermin Yaşar ’ın kalemiyle ilk olarak çocuk kitaplarıyla tanıştım.
Ama kitaplarını okudukça fark ettim ki, onun anlatımı sadece çocuklara değil; içindeki çocuğu kaybetmemiş herkese dokunuyor.
Kalemi yalın, akıcı ve samimi…
Okurunu cümleleriyle kendine bağlıyor.
Nerede duracağını, nerede derinleşeceğini, nerede merak uyandıracağını çok iyi biliyor.
Karakterleri sanki gerçek hayatın içinden kopup gelmiş gibi.
Bu yüzden insan onlarla ayrı bir bağ kuruyor, onları tanıyormuş gibi hissediyor, seviyor.
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ’nu okurken insan yalnız hissetmiyor.
Çünkü hepimizin hayatında bir şeyler eksik:
Ayrılıklar, ölümler, yalnızlık, anne-baba sevgisinin eksikliği, yoksulluk, vedasızlık, terk edilişler, hasretler…
Okuduğunuz sadece bir hikâye değil… Kendi geçmişiniz ya da sevdiğiniz birinin yaşanmışlığını hiseediyorsunuz ve yeniden acıtıyor. Bazı yaşanmışlıklar gerçekten geçmiyor.Sadece üzerini örtüyoruz… hepsi bu. Belki de örtmemeliyiz.
Acılarımızı, mutluluklarımızı, yaşadıklarımızı saklamamalıyız.
Yaşamalıyız… ki tamamlanalım. Geleceğe dönebilelim. Dönülemeyen, yarım kalmış her şey…İnsanın içinde bir sızı olarak kalıyor.
Şermin Yaşar ’ın cümleleriyle, kahramanların hayatına tanık olurken kendi geçmişimizi uğurluyor, geleceğimize umutla ve sevgiyle sarılmayı öğreniyoruz.
Ve belki de en çok şu cümlede buluyoruz kendimizi:
“Büyümeden yaşadım resmen…”
Sonra içimizde bir yerler yeniden küçülüyor…
Ama bu kez eksik değil. Sarılıyoruz o küçülen yerlere...Sevgiyle büyütüyoruz.
Mutlaka
"Sevgi, sevdiğin ölünce azalmıyordu. Azalsa zaten adı sevgi olmazdı."
Ve sevgi, sadece yan yana olunca var olan bir şey de değil.
Bazen bir yoklukta büyür, bazen bir vedada çoğalır.
İnsan anlıyor ki, sevgi varlığa değil; kalpte bıraktığı izlere tutunuyor.
Ve bazı izler… ne zaman geçerdi ne de unutulurdu. Ölüm gibi...
Şermin Yaşar ’ın kalemiyle ilk olarak çocuk kitaplarıyla tanıştım.
Ama kitaplarını okudukça fark ettim ki, onun anlatımı sadece çocuklara değil; içindeki çocuğu kaybetmemiş herkese dokunuyor.
Kalemi yalın, akıcı ve samimi…
Okurunu cümleleriyle kendine bağlıyor.
Nerede duracağını, nerede derinleşeceğini, nerede merak uyandıracağını çok iyi biliyor.
Karakterleri sanki gerçek hayatın içinden kopup gelmiş gibi.
Bu yüzden insan onlarla ayrı bir bağ kuruyor, onları tanıyormuş gibi hissediyor, seviyor.
Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ’nu okurken insan yalnız hissetmiyor.
Çünkü hepimizin hayatında bir şeyler eksik:
Ayrılıklar, ölümler, yalnızlık, anne-baba sevgisinin eksikliği, yoksulluk, vedasızlık, terk edilişler, hasretler…
Okuduğunuz sadece bir hikâye değil… Kendi geçmişiniz ya da sevdiğiniz birinin yaşanmışlığını hiseediyorsunuz ve yeniden acıtıyor. Bazı yaşanmışlıklar gerçekten geçmiyor.Sadece üzerini örtüyoruz… hepsi bu. Belki de örtmemeliyiz.
Acılarımızı, mutluluklarımızı, yaşadıklarımızı saklamamalıyız.
Yaşamalıyız… ki tamamlanalım. Geleceğe dönebilelim. Dönülemeyen, yarım kalmış her şey…İnsanın içinde bir sızı olarak kalıyor.
Şermin Yaşar ’ın cümleleriyle, kahramanların hayatına tanık olurken kendi geçmişimizi uğurluyor, geleceğimize umutla ve sevgiyle sarılmayı öğreniyoruz.
Ve belki de en çok şu cümlede buluyoruz kendimizi:
“Büyümeden yaşadım resmen…”
Sonra içimizde bir yerler yeniden küçülüyor…
Ama bu kez eksik değil. Sarılıyoruz o küçülen yerlere...Sevgiyle büyütüyoruz.
Mutlaka