"Şimdi burada yatıyor, masanın üzerinde... Yarın onu götürdüklerinde ben ne yapacağım?"
Bir kitabın daha ilk sayfasından, hatta ilk cümlesinden sizi boğazınızdan yakalayıp nefessiz bıraktığını düşünün. Dostoyevski,”Uysal Kız"da tam olarak bunu yapıyor. Karısının cansız bedeni etrafında volta atan bir adamın zihnine, o karanlık çukura davet ediliyoruz.
Bir yanda hayata tutunmaya çalışan, gencecik, yetim ve "uysal" bir kız... Diğer yanda onu sefaletten "kurtaran" ama sevgisini devasa bir kibre, evi ise kurallarla örülmüş sessiz bir hapishaneye dönüştüren bir adam.
Bu kısacık kitap sadece trajik bir evlilik hikayesi değil; iletişimsizliğin, güç zehirlenmesinin ve hastalıklı bir gururun masum bir ruhu nasıl yavaş yavaş, santim santim öldürdüğünün anatomisi. Adam kızın eşyalarını rehin alırken, aslında farkında olmadan onun yaşama sevincini rehin almıştı. Adam sustukça, kız yok oldu. "Kurtarıcı" rolü, aslında en büyük cellada dönüştü.
Psikolojik derinliği iliklerinize kadar hissedeceğiniz, kibrin sevgiyi nasıl çürüttüğüne şahit olacağınız bu eseri okurken yüreğinizin sıkıştığını hissedeceksiniz.