Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkmadan önce vatanı kurtarma stratejisini Kürt ve Türk halkını birleştirmek üzerine kurmuştur. Erzurum ve Sivas Kongre belgeleri, Misakı Milli Kararları, Amasya Mülakatı tutanağı, Halkçılık Programı ve 1921 Anayasası bu durumu kanıtlamaktadır. Mustafa Kemal Paşa Kürtler için kendi kaderlerini tayin hakkını Kabul ettiğini belirtir. Kürtlerin Türklerle birlikte ortak vatan için mücadele etme ve TBMM idaresinde yaşama kararı almaları onların kendi iradeleridir.
Zaten Kürt ve Türklerin yaşadığı bölgeleri keskin sınırlarla ayırmak da mümkün değildir. Birlikte yaşama durumu ve arzusu nesnel bir zorunluluktur. Menfaatleri ve gelecekleri ortaktır.
1921 Anayasası ile yerel yönetimlerde halkın kendi kendisini yönetmesi hedeflenmişse de Şeyh Sait isyanı ve Musul meselesinin İngilizlerin istediği gibi çözümlenmesi bazı siyasetleri değiştirmiştir. Kürt Nüfusun ağırlıklı kesimi Musul’la birlikte ülke sınırları dışında kalmıştır. Henüz feodal toprak ağalarının etkisi altında olan halkın yerel yönetim uygulamasıyla merkezden yönlendirilemeyeceği, dolayısıyla halkın olduğu gibi kalacağı, Cumhuriyet Devrimlerinin onlara ulaşılamayacağı kanısına varılıyor.
Kemalist Devrim sadece Türklerin hayatında büyük bir sıçrama yapmamış, milliyet ve mezhep ayırmaksızın bütün Türkiye toplumunun ortaçağdan kurtuluşunun en büyük atılımı olmuştur. 1 Eylül 1928 günü Kabul edilen Komünist Enternasyonal Programı, Türkiye Devrimini “dünya devriminin halkalarından biri” olarak görmüştür. Komünist Enternasyonal aynı zamanda Şeyh Sait, Ağrı, Zilan ve Dersim isyanlarının gerici karakterde olduğunu saptamıştır.
Kemalist Devrim, Edirne’den Ardahan’a kadar bütün toplumumuzu etkilemiştir. Değişikliği Doğu ve Güneydoğu’nun daha geriden ve daha yüzeysel olarak izlemiş olsa da bu durum