Normalde bir kitap karakteri aşkını anlattığı zaman sıkılır, zorla da olsa o bölümleri okumaya çalışırdım. Kendimi böyle şeyleri sevmeyen biri olarak tanımlamıştım. Ta ki Martin Eden ile tanışana kadar. Çünkü onun yaşadığı aşk ve aşkı yüzünden çektiği acı tek boyutlu değildi. O, aşk ateşiyle yanarken, sadece bir kadına duyduğu özlem ve sevgiyle yanmıyordu. Toplumun baskılarını ve yaşadığı hayatı değiştirmeye çalışmasının şevk ateşiydi bu aynı zamada. Bu yüzden durmadan çalışıyor, yazıyor, çabalıyordu. Sevdiği kadının bile yıkamayacağı bir şevkti bu.
Fakat sonunda çalışmaktan yorulup, gerçekleri fark etmeye başlayınca hatta ondan da önce, aşkının acısıyla kıvrandığı zamanlarda bile aslında toplumu ve aynı zamanda farklı sınıfların zihniyetini değiştiremeyeceğinin bilinciyle kıvranıyor, üzülüyordu. Bu üzüntü onu kendini arama, benliğini keşfetme çabasına da itti. Bu süreçte birçok ideolojiyle tanışan, her kesimle sohbet edip kendini arayan Martin; ait olma hissini kaybetmesiyle birlikte arayışının sonuçsuz kaldığını fark etmiş, yaşamı değiştirmenin imkânsızlığı ve yaşamanın, daha doğrusu sadece nefes alıp vermekten ibaret olan bu hayatın; konuşacak biri olmadan, anlayarak dinleyen bir dost olmadan geçirilen bir ömrün zorluğunu omuzlarında taşımaktan yorulmuş ,kendini sonsuzluğun kucağına bırakmıştı. Ama bunu da tamamıyla şiirsel bir ifadeyle yapmamıştı. Çarpıcı gerçeklikten de parçalar bulunduruyordu içinde. Vazgeçmesi bile tek boyutlu değildi. Tam da olması gerektiği gibi.
Şunu da belirtmek isterim ki Martin Eden'ı iliklerime kadar hissettim, son anına kadar. Kendime o kadar yakın hissettim ki onu, yapacağı her şeyi önceden kestiriyor ve yaptığı hiç bir şeyden dolayı ona kızmıyordum. Çünkü her şeyini anlamıştım Martin'in. Martin'i anlamıştım. Onu içimde bulmuştum.
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2019134,9bin okunma
Her birimiz içimizde birer 'öteki' taşıyoruz. Olmak istediğimiz ama olamadığımız. Hatta sırf olamadığımız için kıskandığımız bazen ise içten içe düşman olduğumuz birer 'öteki'. Fakat Golyadkin'den iyi durumda olduğumuzu da unutmamak gerek -kim bilir belki yanılıyorumdur, belki daha kötü durumdayızdır- Çünkü bizler içimizdeki 'ötekini' o kadar çok bastırıp ezmişiz ki, her birimizin içinde birer yumru olarak kalmış. Hatta bu yumru zamanla ruhlarımızın sessiz birer parçası haline gelmiş. Öyleki, değil dışarı çıkıp hayatımıza müdahale etmek, gün ışığı dahi görmemiş.