Zeynep

Zeynep
@ze00
8/10
·72 syf.··
2020 107. kitabı
Hastalıklar, felaketler, savaşlar. Her biri insanlığı sarsmış yüzlerce, binlerce kayıp vermesine sebep olmuşlar ama her felaketin ardından güzel şeyler olur der gibi edebiyata yeni şeyler katıp ilerlemesini sağlamışlardır. Jack Londan'da yaptığı araştırmalarla 'Kara Veba'yı' Kızıl Veba'ya dönüştürmüş ve bu hastalığın insanlığın sonunu getirebileceğini düşünüp, kıyamet sonrası edebiyatın öncülerinden olan bu kitabı yazmış. Çok da iyi yapmış. Olaylar, onlarca bilim-kurgu, kıyamet sonrası yaşamı konu edinen kitaplar ve filmler izlemiş biri için çok da şaşırtıcı olmasa da, 1912 yılında yazılmış ve bu türün öncülerinden olan bu eserin hâlâ etkileyiciliğini koruduğunu itiraf etmek gerek. Tek eleştirim bu kadar kısa olması. Keşke daha uzun daha ayrıntılı yazsaydı Jack London. Bu şekilde de okurken heyecanı, olayların şiddetini hissettim. Fakat duygulara inebilmek için çok da yeterli değildi. Yıl 2020 bizler de aynı şeyi korona için düşünüp,sonun yaklaştığını hissediyoruz. Fakat Kara Veba da, Ispanyol Gribi'nde olduğu gibi, bunun da bir son olmadığını-- yani umarım olmadığını-- düşünmek için de olsa okunacak güzel bir eser.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,9bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hesaplaşma
8/10
·240 syf.··
2020 21. kitabı
-spoiler içerir. Aklımda kalan ve üzerine birkaç cümle yazabileceğim son bölüm dışında yorum yapmak gereksiz geliyor. O bölümse, doğal olarak, yaratıcıyla konuşma bölümü. Yaratıcısıyla hesaplaşan bir insanın verebileceği en doğal tepkileri vermiş hissi uyandırdı. Yaratıcısına kafa tutan , yaşamak isteyen, onun yazdıklarından memnun olmayan bir canlı. Her bir insanın tanrısıyla yapacağı bir diyalog örneğiydi bu okuduğum. Isyan, varlığını kabullenememe, hele yokluğuna, özgür irade kavramının olmayışına dayanamama. Yazgısına boyun eğmeme. Hatta yaşamak için tanrısına baş kaldırma. Daha nasıl yazılabilirdi ki. Bir roman kahramanı ancak bu kadar kurgu ve bu kadar gerçekçi olabilirdi.
SisMiguel de Unamuno · Can Yayınları · 20166bin okunma
8/10
·376 syf.··
2020 18. kitabı
Hapishane anıları, sırf hapishaneden biraz olsun uzaklaşmak için gidilen hastanede yaşananlar , özgür adamlar gibi hissetmek için mahkumların ellerinde daima bulundurmak istedikleri para, mahkumların sırf düşüncelerine önem verildi diye Gnedko'yu satın alırken verdikleri uğraş ve aynı koşullarda yaşamalarına rağmen yaşanan sınıf çatışmaları, her birinin bende uyandırdığı hisleri çok sevdim . Özellikle de sınıf çatışmalarını. Aynı yerde yaşayıp, yemek yiyip, aynı yerde eğlenen, aynı dertlerden şikayet eden mahkumlar, bütün bu benzerliklere rağmen farklı sınıflardan oldukları için, asla aynı olamayacaklarının bilincindeler. Çünkü onları her zaman birbirinden ayıran toplumsal çizgiler olacaktır. Çünkü her birimiz birilerinin bizden üstün ve bizlerin de birilerinden üstün olduğu düşüncesiyle karşılaşmışızdır. Bu durum onlarca romana, şiire,araştırmaya konu olmuştur fakat Dostoyevski'nin bununla ilgili vurgulamaya çalıştığı şey; bu düşüncenin zamanla ruhumuza işlemiş olduğu. Hapiste olsun, sürgünde olsun, normal yaşamda olsun fark etmez. Eşitlik kavramı diye bir şeyin insanlar tarafından yok edildiği ortadadır. Bu durumu ayrıca en çok tiyatro bölümünde hissetmiştim. Çünkü her zaman Garyançikov'u küçümsedikleri için konuşmuyormuş gibi görünen mahpuslar aslında onun farkında olduklarını göstermiş oldular. Garyançikov'un onların aksine soylu olduğu kabul edilmiş, onlardan daha iyi eleştirebileceği, bu konuda onlardan daha bilgili ve tecrübeli olduğu için en önden yer verilmişti. Dünyadaki en doğal şeymiş gibi yapmışlardı bunu. Alınma, gocunma, kınama olmadan. Tıpkı onunla konuşmadıkları günlerde yaptıkları gibi. Her şey olması gerektiği gibi. Kitabın içinde kaybolmama sebep olan bir diğer unsur da her mahkumun hikayesi kendi içinde başka romanlar oluşturacak kadar başarılı
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
Martin'i anlamak.
9/10
·496 syf.··
2020 15. kitabı
Normalde bir kitap karakteri aşkını anlattığı zaman sıkılır, zorla da olsa o bölümleri okumaya çalışırdım. Kendimi böyle şeyleri sevmeyen biri olarak tanımlamıştım. Ta ki Martin Eden ile tanışana kadar. Çünkü onun yaşadığı aşk ve aşkı yüzünden çektiği acı tek boyutlu değildi. O, aşk ateşiyle yanarken, sadece bir kadına duyduğu özlem ve sevgiyle yanmıyordu. Toplumun baskılarını ve yaşadığı hayatı değiştirmeye çalışmasının şevk ateşiydi bu aynı zamada. Bu yüzden durmadan çalışıyor, yazıyor, çabalıyordu. Sevdiği kadının bile yıkamayacağı bir şevkti bu. Fakat sonunda çalışmaktan yorulup, gerçekleri fark etmeye başlayınca hatta ondan da önce, aşkının acısıyla kıvrandığı zamanlarda bile aslında toplumu ve aynı zamanda farklı sınıfların zihniyetini değiştiremeyeceğinin bilinciyle kıvranıyor, üzülüyordu. Bu üzüntü onu kendini arama, benliğini keşfetme çabasına da itti. Bu süreçte birçok ideolojiyle tanışan, her kesimle sohbet edip kendini arayan Martin; ait olma hissini kaybetmesiyle birlikte arayışının sonuçsuz kaldığını fark etmiş, yaşamı değiştirmenin imkânsızlığı ve yaşamanın, daha doğrusu sadece nefes alıp vermekten ibaret olan bu hayatın; konuşacak biri olmadan, anlayarak dinleyen bir dost olmadan geçirilen bir ömrün zorluğunu omuzlarında taşımaktan yorulmuş ,kendini sonsuzluğun kucağına bırakmıştı. Ama bunu da tamamıyla şiirsel bir ifadeyle yapmamıştı. Çarpıcı gerçeklikten de parçalar bulunduruyordu içinde. Vazgeçmesi bile tek boyutlu değildi. Tam da olması gerektiği gibi. Şunu da belirtmek isterim ki Martin Eden'ı iliklerime kadar hissettim, son anına kadar. Kendime o kadar yakın hissettim ki onu, yapacağı her şeyi önceden kestiriyor ve yaptığı hiç bir şeyden dolayı ona kızmıyordum. Çünkü her şeyini anlamıştım Martin'in. Martin'i anlamıştım. Onu içimde bulmuştum.
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2019135,3bin okunma
Ruhumuzdaki yumru
8/10
·232 syf.··
2020 17. kitabı
Her birimiz içimizde birer 'öteki' taşıyoruz. Olmak istediğimiz ama olamadığımız. Hatta sırf olamadığımız için kıskandığımız bazen ise içten içe düşman olduğumuz birer 'öteki'. Fakat Golyadkin'den iyi durumda olduğumuzu da unutmamak gerek -kim bilir belki yanılıyorumdur, belki daha kötü durumdayızdır- Çünkü bizler içimizdeki 'ötekini' o kadar çok bastırıp ezmişiz ki, her birimizin içinde birer yumru olarak kalmış. Hatta bu yumru zamanla ruhlarımızın sessiz birer parçası haline gelmiş. Öyleki, değil dışarı çıkıp hayatımıza müdahale etmek, gün ışığı dahi görmemiş.
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Ezr Yayıncılık · 201930,5bin okunma