İYİ BİR İNSAN OLMAK, ÇOCUĞUNUN BAHÇESİNE DİKTİĞİN BİR AĞAÇ MIDIR? MUTLU SON DEDİKLERİ, YAŞARKEN GÖRMESEK DE, DİKTİĞİMİZ O AĞACIN BİZDEN SONRAKİLERE KALAN MEYVESİ Mİ?
Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?
Bir mutsuzluk hikâyesi değil; neşeli günleri yâd ede ede iyiliğe dönüşün hikâyesi. İyileşmenin yolculuğu...
KİMSE GELİP BİR BAŞKASININ HAYATINI DEĞİŞTİREMEZ, ÖYKÜSÜNÜN SONUNU YAZAMAZ. HERKES KENDİ YOLUNUN İŞÇİSİ.
Gençlik...
Zamanın ağır ve uzun uykusuyla buruşan ipek bir çarşaf. Bu yüzden, aynaya baktığımda şimdi gördüğüm, vaktiyle pürüzsüz bir suretin kırık, buruk, yorgun yansıması sadece. Gençlik hikâyemiz değil kırık olan, bizdeki anısı.
...Siz yaramazlık yaptığınızda annem bağırıp çağırırdı ama babam hep hayatta ancak kendi mizaçlarıyla yol alabilirler, sindirme çocukları Allah aşkına, derdi...
İnsan ancak geçmişi tasnif ederken geleceğine dair sonuçlar çıkarıp yeni planlar yapabiliyor...
Hakikaten hiçbir şey göründüğü gibi değil. İyi bildiğini düşündüğün hikâyenin bile en önemli yerinden habersizsin işte. Biz senelerce nasıl gördük, ablamın yaşadıklarıysa nelermiş...
"Ama hayat da bu değil mi zaten?
Bir aşağı, bir yukarı... İnişler, çıkışlar... Bir durmak, bir koşmak... Bir gülüş, bir düşüş..."
"Babam gülüyordu...
Geçmişe başka ne yapılabilir ki? Ancak gülünür...
Gülünür, değil mi?
Çünkü yaşarken çok ağladık."
Dünya küçük...
Herkes altı adım yakın birbirine
Ve altı kol boyu uzak bir diğerine...
Dünya küçük...
Aynı karından doğmasan da kardeşin bir nefes ötende...
Ne tuhaf... İnsan üzüntüsünün, acılarının üzerine düşündüğü kadar düşünmüyor mu acaba mutlu olduğu anları? Ya da mutsuzluğun ve mutluluğun zaman akışı aynı değil. O yüzden, mutsuzken akmayan zaman, mutluyken bir çırpıda geçiveriyor.