Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Hayattan, tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliğinden.
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğun kendisinden mi? O denli yok ki, her boş anı yokluğuyla dolduruyor.
Dibe vurmanın en tuhaf yanı nedir biliyor musunuz? Bir kez dibi gördüğünüzde bir daha asla yüzeye çıkamıyor olmanız. O uğultu, o düşme hissi asla sona ermiyor, her aşamada,Galiba buraya kadarmış, diye düşünüyorsunuz.
Adelaide, Rory’nin kapıyı açtığı o anı ömrünün sonuna dek unutamayacaktı. Ona sarıldığında hissettiği şeyi, parmak uçlarında yükselerek kollarını ona dolamasını. Çünkü o an, birine sarıldığınızda, omuzlarının titrediğini, gözyaşlarının göğsünüze aktığını hissettiğinizde... Bırakmak istemezsiniz. Ne fiziksel olarak ne de duygusal olarak. O kişiyi hayatınız boyunca kollarınızda tutmak, bu dünyanın tüm acılarından korumak, yokluklarını asla hissetmeyecekmişsiniz gibi davranmak istersiniz.