Adelaide bu hayatta her şeyi sonuna kadar hisseden insanlardandı. Gerçekten, her şeyi. Belgesel izlerken, kitap okurken, kraliyet bebekleri doğduğunda ağlardı. Mutlu olduğunda da üzgün olduğunda da ağlardı ve bazen üzerine gelindiğinde ya da her şeyden bunalıp da yüzü yanıyor gibi hissettiğinde sakinleşmesinin tek yolu zırlı zırlı ağlamak olurdu. Çoğu zaman bencilce ya da mantıksızca davranıyormuş gibi hissediyordu. Ne kadar şanslı olduğunu ve tüm bunlar için şükretmesi gerektiğini biliyordu. Ağlamak için bir sebebi yoktu. Yine de ağlıyordu işte.
Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Hayattan, tabii ki, onun o büyüleyici geçiciliğinden.