Selçuk Baran'dan okuduğum ilk kitap Haziran, onun da yayınlanan ilk kitabıymış. Yazarların ilk kitapları genelde umulanı vermez, geleceğe dair bir şeyler vaat eder belki ama yine de beklentimizi karşılamaz. Fakat Haziran kesinlikle öyle değil, ustaca yazılmış yirmi bir hikayeden oluşuyor. Olayların değil durumların ve karakterlerin hissettiklerinin, iç seslerinin ön planda olduğu hikayeleri seven herkesin hoşuna gidecektir eminim. Süsten uzak, yalın ve sade ama bir o kadar derin cümleler var içinde; yalnızca birkaç cümlenin güzelliğinden ibaret değil tabi ki bütünüyle bakınca başarılı bir anlatımın olduğunu görmek mümkün. Her öykü başlı başına bir insanı, bir dünyayı anlatıyor hem de hiç sıkmadan, sakinlikle ifade ediyor onların iç dünyalarını. Ben özellikle "ceviz ağacına kar yağdı", "kent kırgını" ve "ıslık" hikayelerini çok sevdim. Okurken kimin olduğunu bilmesem, bir yazara ve onun kalemine benzetecek olsam kesinlikle Oğuz Atay derdim; yazarlar biraz olsun kendinden bir şeyler katıyorsa yazdıklarına, Oğuz Atay ve Selçuk Baran'ın ruhu birbirine çok ortak bence. Diğer kitaplarını da keyifle okuyacağımı düşünüyorum. Kitabın son cümleleri belki de kitabın özeti mahiyetinde:
"Uyusam, uyusam... Hiç uyanmasam. Çünkü biliyorum, yapacağım hiçbir şey kalmadı artık. Ne kadar yorulsam boş. Ama yeterince yaşanmadan da ölünmüyor ki!"