Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan; gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim, en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?
Ümit Yaşar Oğuzcan
“Madem ölüm herkes için normal ve yasal bir son, insanların ölmesine neden engel oluyoruz ki?”
“Yaşam can sıkıcı bir tuzak. Düşünen bir kişi olgunlaşıp iyice bilinçlenince, ister istemez kendini çıkışı olmayan bir kapana sıkışmış gibi hisseder.”
“Gerçek mutluluk yalnızlık olmadan mümkün değil! Günahkar melek Tanrı’ya ihanet etmiş, bunun nedeni muhtemelen, meleklerin bilmediği yalnızlığı tatmak istemesidir.”
Sorduğu sorularla, sağladığı ustaca akışla, size kendinizi ve yaşamanızı sorgulatıyor Anton Çehov. Üstünkörü okunursa dokunacak bir kitap değil, yıllar önce okuyup bitirmiştim. Tekrar okudum ve anladığım şeyler, bende uyandırdığı his yıllar öncesine kıyasla bambaşka.
Psikiyatristlerin “hiçbir zaman gerçek hastalar gelmez, gerçek hastaların hasta ettikleri gelir.” sözünü anımsattı bana.
İnsanın hem yalnızlığa ne kadar ihtiyaç duyduğunu hem de kendine göre biriyle sohbet etmenin ne kadar önemli olduğunu fazlaca vurguluyor.
Düşündüm gerçekten.
Konuşacak kimsem olmasaydı ne yapardım?
Konuşacak bir sürü insan olsaydı ama hiçbiriyle aynı dili paylaşamasaydım ne yapardım?
Kalabalığın içindeki yalnızlık ve yalnızlığın içindeki mutsuzluk..
Dedim ya, insana gerçekten bir şeyleri sorgulatan bir kitap. Bir süre sonra, örneğin 5 sene sonra alır elime bir daha okurum. Eminim o gün bana katacakları, bugünkü kattığından daha da fazla olacaktır.
Altıncı KoğuşAnton Çehov
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet Ran