Hayal meyal sayıkladım içimden: “Ruhumun kurtuluşunu arıyorum -Ruhumun kurtuluşunu arıyorum-Ruhumun kurtuluşunu arıyorum…” Uzun süredir düşünmekten konuşamıyordum. Kolumu bile kaldıracak gücüm, isteğim yoktu. Bir ay olmuştu kahkaha atmayalı. Bir sene geçmişti âşık olmayalı. Haberleri de izlemiyordum artık:
En büyük savaş benimdi kendimle yaptığım…
Gezginler her zaman ölümü düşünür ve buna hazırdır. Ölüm melekleri gelir ve şöyle der: “Merhaba, bitti.” Ve gezgin yanıtlar: “Öyle mi? Peki.” Çünkü onun aidiyet ve mülkiyet gibi arzuları yoktur. Dünyaya geldiği gibi üryan
gider. Ancak ölüm kendisinin değil de bir yakınının başına gelmişse, işte o zaman o boşlukla ne yapacağını bilemez.
Ancak kanserden mi, yoksa onu kanser eden insanlar ve sistem yüzünden mi öldü, emin değilim... Zaten hep böyle olmuştur. Bir yerde mutluluk ve özgürlük şarkıları söyleniyorsa orayı muhakkak polis basar, nereye filizlenmek üzere bir fidan ekilirse derhal üstüne beton dökülür
ya da ne kadar iyi ve eşsiz insan varsa önce onlar ölürdü.